Geri geldiiiim…

Evet gençlik bu çocuk geri dönüş yapar…

Üzerindeki yol yorgunluğunu da atınca tekrar bloglamaya başlar. Şimdilik aşağıdakiyle idare ediverin:
Eylül

Eylül turuncu,

Eylül soğuk,

Eylül hüzün,

Eylül ayrılık,

Eylül yalnızlık…

Siena da eylül

Soğuk bir yağmur

Bir güneş ruhsuz

Sokaklar ıssız

Trenin raylarda tekdüze tıkırtısı

Gönlümün hiç dinmeyen sızısı

Palio da atlar koşuyor

Raylarda tren…

Tık tıkır tık tıkır

Eylül tekdüze…

Eylül yaprak dökümü,

Eylül hüzün.

Eylül bağ bozumu,

Eylül bayram.

Eylül bir orospu,

Daldan dala atlayan…

14/09/09

Siena

Ver Elini İtalya

Evet, 12 gün kadar sonra Erasmus aracılığı ile 11 aylığına İtalyaya gidiyorum.

Yakında bu konu hakkında http://erasmusrehberi.blogspot.com adresinde yazmaya devam edeceğim. Şimdi asıl yazı konuma gelmem daha iyi olacak gibi.
İtalyaya gitmekten biraz korkuyorum ama biliyorum ki her açıdan iyi olacak benim için. Her şeyden önce farklı bir deneyim olacak, kendi ayaklarım üzerinde durmak, 11 ay yurtdışında “yaşamak”, eğitim ve iş yaşamım açısından özgeçmişimde güzel duracak bir şey olacak. Ancak benim için en önemlisi bu hatıralarla dolu şehirden, her an her şeyin bana bir şeyleri hatırlatmasından kurtulup, yaşanmamışlıklarla dolu bir ülkeyi yaşanmışlıklarla, hatıralarla dolduracağım.
Yaşanmamışlıkların yerini hatıralar alırken biliyorum ki ben de kendimi gittikçe oraya ait hissedeceğim. Zamanı geldiğinde geri dönmek de zor olacak. Ama kim takar?
Kafamı boşaltmak hatıralardan, hüzünlü sokaklardan, neşeli barlardan uzaklaşmak için sadece 12 gün kaldı. Yeni hatıralar elde etmek için sadece 12 gün.
İlk günlerde çok zorlanacağımı kabul ediyorum. Bilmediğim bir yerde, bilmediğim bir dille, bildiğim bir şeyleri yapmaya çabalayacağım. Tabi ki zor olacak ama katlanmak gerekecek. Uzun ve mutlu bir 11 ay için katlanmalıyım.
Göktan’ın Sen şarkısında söylediği gibi: ” Güneş doğduğunda, başka bir şehrin sabahında olacağım. Her insanın bir öyküsü vardır ya, benimki de böyle işte. Bu sabah pencerene bak, bu koca şehri sana bıraktım. Başka bir şehrin sabahından, başka bir dilde : Elveda!”

Ay yüzlüm

Bu gece fark ettim ki şu dünyada sevdiğine “Ay yüzlüm.” Demek kadar büyük bir iltifat, bu kadar büyük bir övgü olamaz. Öyle ki bundan iki sene önce “hayatım” dediğim insana şimdiki aklım olsa “ay yüzlüm” derdim.

Zaten bir insan “hayatım” diyecek kadar değer vermenin, kendi hayatınla eş tutmanın inanılmaz derecede büyük bir aptallık olduğunu acı deneyimlerle öğrendim. Neyse çok uzaklaşmadan ay konusuna dönelim.

İki gecedir evime çıkarken mecburen geçtiğim manzara veya kartal tepesi dediğimiz yerde benim geçtiğim saatlerde ay doğumuna tanık oluyorum ve öyle bir anda çıkıyor ki karşıma etkilenmemek imkansız. Tam Allahın s.kt.r ettiği viraj dediğim radyonun çekmediği, dolunaylı gecelerde ay ışığının bile ulaşmadığı bir virajı döndükten sonra kısa bir rampa ve manzara tepesi karşımda kıpkırmızı bir yarımay.

Bir ayın doğumu ve batımı ve denizde yaptığı yansıması bu kadar güzelken. Nasıl olmuş da yıllarca sayılı şairin, yazarın eserlerine konu olmuş anlaşılır gibi değil. Günbatımı ve doğumu bu kadar çok romantizme dair yapıtın temelindeyken şu an karşımda bütün güzelliğini sergileyen güzeller güzeli ay nasıl hor görülüp kenara itilebilir ki?

Siz hiç ayın doğuşunu izlediniz mi? Özellikle dolunay akşamlarında denizin üzerinden gelen kıpkırmızı bir tepsi, denize de kırmızı ışığını vurarak, denizi kırmızıya boyayarak geçtiğinde ve gökte yükselip etrafı aydınlatan bir lamba halini aldığında her anını kaçırmadan izleme fırsatınız oldu mu?

Eğer olmadıysa ayın güzelliğini anlamanız çok zor. Neden bir insana “ay yüzlü” demenin en büyük övgü olduğunu asla anlayamaz, ayı doğumundan batımına izlemeyen biri.

İki yıl aradan sonra biraz daha büyümüş, biraz daha olgun olarak diyorum ki. Sana “hayatım” dediğim için çok üzgünüm. Kendi kendime kızıyorum seni “yaşamım” ile kıyasladığım için. Keşke o zamanlar ayın ne kadar güzel olduğunun farkında olsaydım ve senin en az ay kadar güzel olduğunu görebilseydim. Ve sana sarıldığımda dudaklarımdan dökülen sevgi sözcüğü “ay yüzlüm” olsaydı. Dünyanın en güzel manzarasıydı senin yüzün ve tıpkı doğan bir ay gibiydi.

Biterken : Gece kuşları & Cırcır böcekleri – Gece Sesleri

Manzarada -> Doğmakta olan yükselmemiş ay.

+359 Ülke Kodu

Son zamanlarda yukarıdaki ülke kodunu taşıyan numaralar Türkiye deki cep telefonu kullanıcılarına çağrı bırakmakta, mesaj atmakta veya aramaktalar. Ülke kodu Bulgaristana ait. Arayanların bir şebeke olduğuna ve kontör ya da para sömürdüklerine ait teoriler var. Aynı zamanda şu adreste bir ( http://www.henster.org/393-ve-359-alan-koduyla-gelen-cagrilara-dikkat.html ) kullanıcı özetle şöyle bir yorum yapmış.

” Ben de Bulgaristanda okuyan bir öğrenciyim bunlar şebeke değil 30-35 yaşlarında Türk erkeklerinden para yardımı istemek için arayan Bulgar kadınları. Uluslararası arama olduğu için kontörün bu kadar çabuk bitmesi doğal.”
Ortada iki ayrı görüş var. Yine de bence şebeke de olsa, yardım isteyen bir bayan da olsa önleminizi almakta fayda var.
Biterken : Ezginin Günlüğü -Eksik Bir Şey

Haziran Tembelliği

Eğer koca bir haziranı sadece iki yazıyla geçirecek kadar tembel olduğumu düşündüyseniz kesinlikle yanılıyorsunuz.

Bu ay yazıların biraz az olma sebebi aşırı yoğun geçen bir final,erasmus başvuru, yaz okulu kayıtlanma döneminin ardından gelen tatil rehavetidir. Ama bu kesinlikle buraya bıraktığımı filan göstermez.
Aslında belki de onlarca yazı konusu kafamdan geçti bir kısmını kenara not aldım bir kısmını yazmaktan vazgeçtim bir kısmı ise unutuldu gitti.
Şimdi fırsatını bulmuşken not aldıklarım arasından da seçeceğim bir iki yazıyı buraya geçirme zamanı geldi.
Biterken : Ege Çubukçu – Yaz Geldi

Sonlar… (ya da Zaman Zaman Zaman -2 )

An itibariyle hayatımda birden çok dönemi kapattım. Final dönemini, ehavktaki yardımcı eğitmenlik dönemini, iş dönemini. Neredeyse hepsi iyi bitti neyse ki.

ehavkta son toplantı yine hüzün doluydu. Son altı ayını bir arada geçiren insanlar bir anda kopuyordu. Artık her hafta sonu kamplar, faaliyetler yoktu. Belki de birbirlerini hiç göremeyeceklerdi. Bu sene bağlananlardan değil bağlayanlardan olduğum için farklı bir hüzün ve farklı bir heyecan vardı içimde. Sanki içimden bir parça kopup gidiyordu. Hepsinin üzerinde küçük ya da büyük emeğim vardı. Her birinin sağ salim bu eğitimi tamamlaması için çaba göstermiştim ve şimdi gidiyorlardı. ehavk eğitmenliği abiliğin, babalığın bir provası gibi belki de hiç abi ya da baba olmadım bilemem. Ama onları son kez karşımda görmek, kimisinin ağladığını, her birinin ayrılmamayı istediğini bilmek ama yine de gideceklerini bilmek çok zordu. Ben onlardan çok şey öğrendim öncelikle eğitmen olmayı öğrendim, umarım onlara da bir şeyler katabilmişimdir. Teşekkürler ehavk 2009 sizi tanımak güzeldi.
Finallerim ile beraber okulumun resmi olarak yarısı da bitmiş oldu. Zamanın ne kadar çabuk geçtiğine bir kez daha hayret ettim. Askere giden eğtimenlerim askerliğini bitirdi, geldi. Ben ise okulun yarısını bitirdim. Oysa ki daha dün gibi hatırlıyorum okulun ilk gününde bölümün merdivenlerinde ince giyindiğim için titrediğimi sabah serinliğinde. Liseden Barışı gördüğümü, Meleğin sınıfa girince sınıfın ışığının nasıl değiştiğini filan her şeyi hatırlıyorum. Ama iki yıl ne zaman geçti onu hatırlayamıyorum. İyi ya da kötü bitti bir dönem daha, geçer notla biten bir yıldan daha mutluluk verici ne olabilir ki.
İş konusu bitti. Yani sanırım. Verilen işleri biraz geç yapmam ve asıl büyük problem seneye bir sorun çıkmadığı takdirde Erasmusta olacağımdan tekrar aynı işi labileceğimi sanmıyorum. Bir yıl daha bu işi yapmak iyi olurdu aslında. Güzel bir deneyimdi benim için. Buradan dernektekilere teşekkür ediyorum ve geç yaptığım işler için de af diliyorum.
Ve gelelim can alıcı noktaya okuyanlar bilecektir bir fırsattan bahsetmiştim önceki yazımda. ( http://www.canbu.info/2009/06/zaman-zaman-zaman.html ) Konuşma işi vardı ve bunun için uygun zaman, uygun mekan vs. gerekiyordun. Ne yazık ki bu iş de bitti ve “keşke”lerime bir yenisi daha eklendi. Geçen zaman bazen bizim yerimize kararlar veriyor diye sanırım daha önce de yazmıştım. Gerçekten öyle de oluyor. Bazı kararları zaman alıyor bizim yerimize belki de kader denebilecek şey bu. Konuşmayı yapmaya fırsat bulamadığım için öncelikle konuşacağım kişiden özür dilemek istiyorum ve ardından kendime kızıyorum. Zamanın geçtiğini göre göre hep daha iyi bir anı beklediğim için kızıyorum. Tam bir mal gibi, korkak gibi davrandığım için kızıyorum kendime.
Zaman hala geçmeye devam ediyor. Ve her geçen saniye bizi yazının sonuna bir adım daha yaklaştırıyor. Yakın zaman da İzmirime de veda edeceğim bir süreliğine. İzmirden uzak geçecek 10-11 ay hayatımın en zor dönemlerinden biri olacak benim için. Yalnız, uzak ve kendi ayakları üzerinde geçen bir dönem. Bu dönemde beni en çok üzenlerden biri de ehavktan uzak kalmak olacak.
Zaman akıp gidiyor bir rüzgar gibi her an bizi bir köşeye savrulan. Kendimi kullanılmış atık bir kağıt gibi hissediyorum kaldırımda rüzgarla sürüklenen. Boş yerler var üzerimde ve rüzgarın her savuruşuyla biraz daha kirleniyor bu boş yerler, biraz daha doluyor.
Zaman geçiyor, hayatımızı doldurarak; zaman geçiyor, başımız döndürerek; zaman geçiyor , kimi zaman ağlatıp kimi zaman güldürerek.
Hepinize fırsatların hiç kaçmadığı, zamanın hep güldürdüğü bir ömür dilerim.
Biterken : Pink Floyd – Wish You Were Here

Zaman zaman zaman…

Gerçekten değerini bilmediğimiz üstüne büyük ihtimal daha önce de yazdığım ve bundan bir kaç ay sonra belki de bir kaç hafta sonra tekrar yazacağım konu: zaman.

Bir söz var abimin odasının duvarında yazan nereden aldı ya da kendi mi uydurdu bilmiyorum. “Tek ölümlü zamandır ama zaman hepimizi öldürüyor.” diyor o sözde. İnsanın ister istemez onayladığı sözlerden sadece biri daha.
Son günlerde aslında çok da zamanı kalmamış bir işi, artık sona yaklaşmak üzere olan bir konuyu erteleyip duruyorum ve arkadaşlarım bu konuda beni pek desteklemiyor. Bir an önce yapmam gerektiğini söylüyorlar.
Yapılması gereken iş bir konuşma, kkonuşmam gereken kişi de okuldan olduğu için zaman her geçen gün daha da daralıyor. Final dönemi bittiğinde bu iş yarım kalacak, yaz tatilinde yapayım desem garantisi yok daha sonra ise bu çocuk Erasmus yolcusu bir sene ortalarda olmayacağım. Ve en nihayetinde bu iş içimde patlayacak. Sürekli içimde bir “keşke” olacak.
Zamanın kıymetini gerçekten bilmiyoruz. Bu zamana kadar elime pek çok fırsat geçmişken sürekli “sırası değil, yeri değil” diyerek erteledim. Ama artık mizahçıların deyimiyle “g.tümde ayı bağırıyor.” Ya hep ya hiç dönemine girmek üzereyim.
Bir işi son dakikaya bırakmak her zaman yaptığım bir iş değil ama işin bir ucunda da başka bir insan olduğunda gecikmeler, sarkmalar kaçınılmaz oluyor. İnsan ne tepki alacağını önceden ölçmek adına bir süre gözlem yapmayı tercih ediyor. Kötü bir sürprizle karşılaşmak yerine neler olacağını öngörmek istiyor.
Ama o bunları yaparken zaman akıp gidiyor sinsice, kimseyi umursamadan, her ne kadar “dur bekle” desem de dinlemeden. Biz yaşlanıyoruz, zaman doluyor, son yaklaşıyor.
Zaman akıp geçiyor, fırsatlar gidiyor ve ben tutamıyorum; ve ben konuşamıyorum.
Biterken : PowerTurk Slow Web Radyosu – Yaşar – Şarkı halinde kal

Trafik Kuralları

İnsanın trafikte delirmemesi mümkün değil gerçekten ya. Sağda solda magandalar, kuralları hiçe sayanlar, insan olduğunu unutanlar. Artık direksiyon başında küfür ederek kendi kendimi yemektense biraz da yazarak kendimi rahatlatmaya çalışacağım. Bu yazının sıklıkla güncelleneceğini zannediyorum. Çünkü aklıma geldikçe listeye eklemeler yapacağım. İşte şu ana kadar en sık karşılaştığım hatalar: 

– Emniyet kemeri ;
   O kemer orada süs değil. Şu ana kadar neredeyse hiç kemersiz araç kullanmadım ve zararını da hiç bir zaman görmedim. Eğer faydası olmasaydı emin olun araçlarda opsiyonel olurdu standart değil. O zaman da herkes isterdi zaten nedense standart olmayan özellikler hep daha çekicidir.
– Trafik lambaları ;
   O ışıklar kırmızı yanınca durman için, yolların kenarı renklensin sürücü sıkılmasın diye değil be kardeşim. Ya da yolu kontrol et boşsa devam et demek değil o ışıklar. Ha o anlama da gelen ışık var ama o yanıp sönen kırmızı ışık devamlı yanan değil. Bir şey değil bir gün yandan biri girecek sana ona yazık olacak.
– Sis farları ;
   Normal koşullarda karşı sürücüyü rahatsız ettiği için sis farı kullanımı yasak. Güzel kardeşim neden yakıyorsun onu, gözümüzü oyuyor o farlar haberin var mı? Bir şey değil önümü göremeyip bir gün ışığa geleceğim sonumuz kötü olacak. Hayır güzel de görünmüyor sis farları hava filan yapamıyorsun da.
– Sinyalsiz dönüşler ;
   Dönüşlerde sinyal kullanımı neden gereklidir diye anlatmaya gerek yok. Madem biliyorsun neden sinyal vermiyorsun be adam? Direksiyonun yanındaki o çubuk vibratör filan değil yanlış biliyorsun sen. Onlarda arabanın çeşitli aksamının anahtarı olur. Araca göre sinyal, korna, silecek, far, sellektör, radyo ayarları ve hatta bazen vites. Onu amacına uygun kullan kendi zevklerin için değil tamam mı güzel kardeşim.
– İki şeridi ortalama ;
   Bu adamlar ya yolu babalarının zannediyor ya da pilotlar. Hadi iyimser olalım ve pilot olduklarını kabul edelim. İyi de hava alanında değiliz ki sen çizgiyi ortalıyorsun. Git havaalanında, pistten aprona aprondan piste ortala yolunu ama şurada bir şeride dahil ol be. Sağından mı geçelim solundan mı derken biz yoruluyoruz arkanda.
– Kaskın yanlış kullanımı ;
   Geldik motorcu arkadaşlara. Kaskın amacı kafamızı korumaktır. Sizin bildiğiniz dirseğe takılması olayı yanlış yani. Onun için ayrı aparat var kask kafaya takılır, dirseği dirseklik korur. Ha diyorsun ki ben kafama takıyorum zaten. Aferin sana; tabi şapka takar gibi takanlardan değilsen. Yok kask şapka gibi takılmıyor. Kafana tamamen geçirmen lazım onu öyle uzaylı gibi uzun bir kafayla dolaşmayacaksın. Onların gözlerin ve burnun gelmesi gerekn bir yeri var o tepede kalmayacak gereken yere gelecek. Open faec kask kullananları tenzih ederim onlarınki şapka gibi kullanılıyor. Benim sözüm full-face kask takanlara.
– En soldan sağa dönüş ya da tam tersi ;
   Bak güzel kardeşim üç şerit yolda en solda gidiyorsan ve sağa döneceksen en az bir 50 metreden filan sağa doğru geçmeye başlarsın. Son dakikada trafiği katledip, yola tam dik olarak en soldan en sağa girmezsin. Bir gün biri duramayacak orta ya da sağ şeritte giricekler sana göbekten akıllanacaksın. Gel şu tokadı testiyi kırmadan çakalım sana da akıllan.

62 den Tavşan

62 nci yazımı yazacağımı görünce aklıma direk bu başlık geldi.

Tavşan pek çok şeyin simgesi olan bir canlı düşününce:
1- Üreme
2- Sevimlilik
3- İllüzyon
4- Hız
5- Fal
Yazının amacı tavşanları anlatmak filan değil aslında. Daha çok bir şapkadan tavşan çıkarma numarası olacak bu yazı. Yani aslında burada var olan ama sizin göremediğiniz bir şeyi size gösterip sonra da bunun ne kadar büyük bir yetenek olduğuna inandıracağım sizleri.
Abra kadabra,
ve oldu. Bundan sonra canbu.info da sizin de sözünüz geçiyor çünkü yorumlar kısmı artık açık. Blogun devamlılığına inandım ve artık sizin de düşüncelerinizi almanın vakti geldi. Buyrun yorum yazmaya.  🙂
Design a site like this with WordPress.com
Get started