Dünyayı Kurtaran Hacker Yarışması ve Çözümler

Merhaba,

17-21 Aralık tarihleri arasında Prodaft güvenlik firması “Dünyayı Kurtaran Hacker” adında bir yarışma yaptı. 25 sorudan oluşan bu yarışmaya hack konusunda pratik tecrübem olmasa da problem çözmekten zevk aldığım için ben de katılmaya karar verdim. Sonuçta da katılan 1599 kişi arasından 51. olarak tamamladım.

Yarışmanın sonunda yaptıkları şu açıklamaya katılmamak elde değil.

Yarışmadaki her soru “hacker gibi düşünme” yeteneğine sahip olmayı gerektirmektedir.
Bu nedenle biliyoruz ki site hacklemek, botnet ile DDOS saldırısı düzenlemek ve etraftan bulduğu kodları mantığını anlamadan kullanıp şov yapan “script kiddie” diye hitap ettiğimiz gençleri bir hayli kızdırdık.

Bilgisayarın temellerini bilmeyen ve mantıklı düşünemeyen Script-Kiddie ve Lamer’lara göre bir oyun değildi. Aşağıda çözebildiğim soruların cevaplarını paylaşırken Prodaft’a da keyifli geçen bir kaç gün için teşekkür ederim.

Sorular

1. Su vereydi iyiydi

Soruda  bir exe dosyasının içindeki kova imajının sapına tıklamanız gerekiyor. Ancak mouse işaretçisini gizlediği için bu o kadar kolay değil. İlk denediğim çözüm yolu Windows’un CTRL tuşuna bastığında imlecin yerini göstermesinden yararlanmak oldu. Ancak bu çözüm olmadı.
Daha sonra ilk ipuçlarında programı çalıştırmaya gerek olmadığını yazdılar. İnternette de o exe’nin Delphi ile kodlandığını okumuştum. Decompile ettim ve aradığım flag’iMouseClick fonksiyonu içinde buldum.

2. Hackatolia

Hackatolia.com’a WHOIS sorgusu atmak flag’igörmek için yeterli idi.

3. Bombalara Hayır

Flag’in resmin içinde olduğu yazıyordu. Gözle aradım, steganografi denedim olmadı. Daha sonra EXIF diye ipucu paylaştıklarında resmin özelliklerine bakar bakmaz flag’i gördüm.

4.Fırından Taze Poğaça

Verilen .pcap dosyasındaki paketleri incelemek gerekiyordu. Ben daha basit bir yolla, dosyayı Notepad++ ile açıp göz gezdirerek buldum. Sordukları FTP sunucusnun şifresi idi.

5. İstasyonda Bekleme Yapma

Sayfanın arkaplanındaki JavaScripti incelemek gerekiyordu. Bir süre sonra sıkıldığım için çözümü bulamadım.

6.Not Almak Güzeldir

Paylaşılan resimdeki parçalanmış kağıttan şifreyi çıkarmak gerekiyordu. Photosop kullananlar olmuş, ben yine daha basit kağıt kalem ile hallettim.

7.Hackersepetinden Alışveriş

Kaynak kodlara bakınca sepetten hangi ürünü almamız gerektiği ortadaydı. Ancak o 25000$ idi ve forGovermentPurpose etiketi vardı. Forma sağ tıklayıp, Öğeyi Denetle yaptığında HTML kodlarını değiştirme yeteneğinden faydalandım Google Chrome’un. Fiyatı 500’e çektim ve etiketini diğer ürünlerde olduğu gibi adının md5 kriptosuna değiştirdim. Flag’imi satın almıştım. 🙂

8.Haydi Şimdi Tam Zamanı

Soru ile beraber verilen ipucu incelendiğinde zaten her şey ortada idi. Sunucu saatinin 1 dakika ötesindeki bir zamanı md5 ile hash’ledim. Ardından doğru zamanı tutturana kadar sayfayı refresh ettim. Zamanı geldiğinde flag’im orada duruyordu.

9.Sessiz Oyun

.pcap dosyasını wireshark ile inceledim. Ama bir sonuç alamadım. Cevapsız kaldı.

10.Matematrondan Kaçış

Rulet.exe ile keyifli bir oyun oynadık. 200$ olan paramı 8000$’a çıkartmam gerekiyordu. Neyse ki algoritmik bir şansım vardı. 3 kere kaybedip 3 kere kazanıyordum. Böylece kaybedeceğim ellerde 5$ bahis kazanacaüım ellerde 500$ bahis oynadım. 5000$a ulaşınca algoritma değişti. Kazanma sayısı azaldı. Artık 3-4 kaybedip, 1-2 kazanıyordum. Bu noktada kaybettiğim eller de oldu ama sonuçta Flag’imi almıştım.

11.Kredi Kartı Mı Dediniz?

Bir çağrı merkezinden alınan ses kaydında, kişi kredi kartı numarasını tuşluyordu. Bizden istenen de kredi kartı numarası idi. Sadece tonları kullanarak tuşlara dokunmadan arama yapabileceğimi biliyordum. Bu durumda bu tonları decode edecek bir yazılımda olmalıydı. öncelikle tonların adını öğrendim. Ardından bir Google aramsıyla online tool buldum. Son olarak da ses kaydını tool’un kısıtlaması gereği 30sn’lik parçalara böldüm ve kredi kartı numarası ellerimdeydi.

12.Onurunki

Onur Ramatlasan’a ait bir rar dosyasından Flag.txt’yi okumamız gerekiyordu. Öncelikle ise rar’ın şifresini bulmak ve bunun için Onur Ramatlasan’ı iyi tanımak. Arama motorlarından bir sonuç alamadım. Çözüm Facebook’ta Onur Ramatlasan’ın profilinde gizli imiş. Aklıma gelmedi. Cevapsız kaldı.

13.Bilmemek Değil Öğrenmemek Ayıp

http://en.wikipedia.org/wiki/Known-plaintext_attack şeklinde bir ipucu verildi. Ancak çözüm bulamadım.

14.Kart Oyunları

Bir youtube videosu vardı. İskambil kağıtlarıyla oynayan bir adam sürekli olarak 8 adet kartı açık-kapalı şeklinde masaya koyuyor ve topluyordu. 8 kart 8 biti ifade ediyordu ve sonuçta ASCII kodları veriyordu. Onları da karaktere çevirdiğimizde flag ortaya çıktı.

15.Log Yönetimi

Kablosuz ağ paketlerine ait loglardan Q1LAY ağının şifresini çıkarmak gerekiyordu. Wireshark ve AeroCrack kullanmama rağmen şifreyi elde edemedim. Cevapsız kaldı.

16.Kripto Analiz Bizim İşimiz

En çok vaktimi alan sorulardan biri oldu. Şifreli metni çözmek gerekiyordu. Harf yoğunluğu metodu ile gittim. Ancak ben Türkçe denemeler yapıyordum. Daha sonra metnin İngilizce olduğunu ipucu olarak verdiler ve 2-3 saatte harf yoğunluğu metoduyla çözülmüş bir metne ve flag’e sahiptim.

17.Forum Hacklemek Kolaydır

Forum’un sunucusuna girip flag’i orada bulmamız gerekiyordu. Yazının başında da dediğim gibi hack konusunda pratiğim olmadığından bu soruda sınıfta kaldım. SQL injection denedim, daha sonra forumun o versiyonunda Arbitrary Code Execution’a karşı açık olduğunu öğrendim. Exploit’i buldum ama nasıl kullanacağımı bilmediğim için o noktada tıkandım ve soru cevapsız kaldı.

18.RGS – Rakip Gezegen Sitesi

Bir blog sitesi idi. Çözüme giden yol adreste gizli idi. ip_no/view/user/1 şeklinde olan makale URL’lerinde user yerine admin yazdığında o yazıyı düzenleyebileceğin bir admin paneline giriyordun ve orada bir ipucu daha gizli idi. O ipucunun söylediği gibi FTP ile blog’a bağlandığında flag.txt apaçık ortada idi.

19.Görmek İnanamamaktır

Verilen fotoğrafın içinde “görünür” biçimde flag’in gizli olduğunu belirttiler. Ancak çeşitli filtreler, renklerle oynamalar vs yapmama rağmen görünür bir şey bulamadım. Tek şüphelendiğim ekran temizleyicinin şişesi ve bezdi çünkü onların renkleriyle oynanmıştı. Çeşitli kelimeler denedim 3kR4nT3m1ZL3y1c1 ya da ScR33ncL34n3r gibi ama olmadı. Cevapsız kaldı.

20.Gözleme Gözlemleme

Verilen fotoğrafa dair araştırmalar yapmak gerekiyordu. Tek ulaşabildiğim South Korea Seoul Telecom olabildi. O noktadan ileriye geçemedim.

21.Hacker FM ve Güne Merhaba

Paylaşılan şarkının içindeki ilk 5 saniyede bir şey gizliydi. Steganografi denedim, şarkının hızıyla oynadım. Bulamadım. Spektrum analizi ile çözüme gidenler olmuş.

22.Hafıza Kaybı

.vmem dosyası paylaşıldı. VMware’in bellek imajı olan bu dosyayı VMware ile nasıl açacağımı bulamadım. Cevapsız kaldı.

23.Gerçek Şifreleme

Bir metin belgesi vardı. True Encryption ile şifrelenmiş, “Akkor soha nem találta ezt” bu da ipucu olarak paylaşılmıştı. Google Translate bana bunun Macarca olduğunu söyledi. Ben de macar bilgisayar bilimcilerini araştırdım. Jon von Neumann’ın flag olacağını düşündüm ama değildi. Cevapsız kaldı.

24.Hacker Vergisi

Kurallaru açık bir mantık sorusu idi. Herkes 1-100 arası rakam girecek, ortalama hesaplanacak ve aradaki farkın on katı kadar puanımız vergi olarak kesilecekti. Alelade bir anda ortalamanın 50 ye yakın bu soru için ise yanlış anlayanlar da olacağından 40 a yakın olacağını düşündüm. Bu sebeple de ya 35 ya da 45 yazdım tahmin olarak. Şu anda net hatırlamıyorum.

25.Veee Son

Geolocation sorusu. En zevk aldığım sorulardan biri oldu çünkü günceli bilmeyi gerektiriyordu. 21 Aralıkta yarışma bitince -Mayalara göre- dünya yok olacaktı. Peki ben nerede olacaktım? Tabi ki sağ kalacak İzmir Şirince Köyü’nde. Şirince’nin koordinatlarını girdiğimizde flag’i bize veriyordu site.

Evet, çözümler bunlar, gerçekten de bir hacker da olması gereken araştırma, mantık ve günceli takip etme yeteneklerini istiyordu. Yanı sıra biraz da teknik bilgi yeterliydi.

Aldığım sonuçtan da memnunum. Pişmanlık duyduğum bir-iki şey var. Yarışmaya bir gün geç başladım, javascript kodunu daha detaylı incelemeye vaktim olmadı, ve Onur Ramatlasan’ı tanımak için facebook kullanmadım. Ancak keyifli oldu.

Bu uzun yazıyı sıkılmadan okuduğunuz için teşekkürler.

Fırsatlar, Girişimler ve Cesaret Üzerine

Bir kaç gündür aklımda dönüyor. Fırsat bulmak ile fırsat yaratmak arasındaki fark, nasıl da benzedikleri halde ne kadar ayrı oldukları.

Şans ile azim kadar farklılar birbirlerinden çünkü, fırsat bulan ve değerlendiren insan şanslı insandır. Fırsat yaratan ise azimli, o başarmak için çabalamış, kıvranmış, acı çekmiş uykusuz kalmış ve becermiştir. Cesaret ister kendin için fırsat yaratmak, girişimcilik ister.

Girişimcilik dediğimiz de düşündürüyor beni yıllarca, kağıt üzerinde harika bir girişimciyim. Kafamda onlarca şirket kurdum, batırdım veya yükselttim. Bu noktada da girişimci tanımını düşünmek gerekiyor, bir işi yapmaya heves eden değildir girişimci. O işi yapmaya girişmiş olandır. Başarılı ya da değil, işin o kısmı önemli değildir. Önemli olan kolları sıvayıp girişmektir işe. Üniversitede genç girişimciler topluluğuna girmek değildir, girişimcilik. Elini taşın altına koymaktır. “Ben bunu yapmak için çabaladım.” diyebilmektir.

Son zamanlarda kafam dönüyor, cesaret toplamak istiyorum. Kağıt üzeri girişimciliğinden, gerçek girişimciliğe yol almak istiyorum. Bunun için cesaret istiyorum. Kendi fırsatımı kendim yaratacak gücü, cesareti, azmi kendimde bulup, kendi fırsatımı yaratma işine girişmek istiyorum.

Hazır gençliğin kavak yelleri başımızdayken bundan faydalanıp pupa yelken gitmeli belki de. Cesareti toplamalı.

Girişimcilik Üzerine Deneme

Az önce eğitime öğle yemeği arası verildi, ben de İstiklal’de fiyatı abartı olmayacak, temizliğine güvenebileceğim ve lezzetli bir yer aramaya koyuldum. Bir iki yeri pas geçtikten sonra zincir restoranlardan birine yerleştim. Öyle ya tüm ülke çapında şubeleri olan bir yer kötü olamazdı.

Otururken önümde duran Amerikan servisteki yazıları okurken düşüncelere daldım. Ramiz Usta Akhisar’daki küçük dükkanından yolculuğa 1928 yılında başlayıp 2012 de ülke çapında onlarca şubeye nasıl çıkmıştı? Marka yönetimi, girişimcilik, cesaret ve belki de daha fazlası. Neden Ödemiş’in ünlü köftecisi Hurşit bunu yapamıyordu da Akhisarlı Ramiz yapabiliyordu? Aralarındaki fark neydi?

Ya da daha büyük düşünelim. Coca-cola nasıl olup da küresel bir şirket haline gelirken Çamlıca neden bunu başaramıyordu? Özsüt ülke çapında üne kavuşurken Süt Çiçeği neden yerinde sayıyordu?

Bu farkı yaratan sadece “Yürü ya kulum” diyen biri olmamalı. Benim inancım herkesin kendi fırsatını kendi yaratması gerektiği yönünde. Hiç kimse Coca-Cola gel bunu tüm ülkeye satalım zengin olalım dememiştir kanımca. Başarının sırrı çok da farklı değil bana sorarsanız. Üstelik sır bile değil diyebilirim.

Önce ihtiyaç yaratmak veya sunulan ürünü/hizmeti bir elitizm göstergesi haline getirmek gerekir (ki Apple bu ikincisi konusunda oldukça başarılı adımlar attı). Hiç yoktan yaratılan bu ihtiyaç pazar olarak dönecektir ve muhtelemen ihtiyacı yaratan olarak pazarın tek hakimi de bir süre biz olacağızdır.

Ardından gelen ürünün kalitesi… Sunulan ürün ya da hizmet belli bir kalite düzeyinin üzerinde olmalı ve aradan ne kadar zaman geçerse geçsin ya da şirketin boyutu ne kadar değişirse değişsin kaliteyi koruyabilmek yaratılan müşteri portföyünü elde tutmak için ön koşul. Aksi takdirde piyasada çoktan üremiş olan rakipler bu müşterileri tek tek elinizden alacaklardır.

Son adım ise yaratıcılık, fırsatçılık ve girişimcilik, yeni ürünler ya da pazarlar yaratıp kendi fırsatını yaratarak bu fırsatlara yatırım yaparak girişimciliğini kanıtlamak. Böylece adım adım büyümek, çeşitliliği artırmak, şube/hizmet ağını yaygınlaştırmak sağlanabilir.

Gözlemlerim ve düşüncelerim sonrası yaptığım çıkarımlar bunlar. Tamamen doğru olmayabilirler, kısmen yanlış veya eksik olabilirler ancak bana göre çözümün temel taşı bu adımlar. Şu anda kulağıma şu sorular çalınıyor : “Madem bu kadar iyi biliyorsun neden kendin denemiyorsun?” Cevabım basit aslında, doğru zamanı ve sermayeyi bekliyorum. Önümde henüz belirsizlikler ve askerlik varken bir start-up kurmak çok saçma olur. Kurup, büyütüp, bırakıp askere gitmek, okulu bitirememek vs. hoş olmaz. Doğru yatırım için doğru zamanı bekliyorum sadece.

Zaman ve şans sizden yana olsun. Kendi fırsatlarını yaratıp onlardan yararlanmanız dileğiyle.

3 Yıllık Hayaller

Spoiler vermeyi sevmem o sebeple dizinin adını anmayacağım ama takip ettiğim Amerikan dizilerinden birinin son yayınlanan bölümünde (7. sezon 20. bölüm 🙂 ) karakterler her üç senede bir oturup kendilerinin üç sene sonraki hallerini hayal ediyorlardı. Ve sonuç hiç bir zaman istedikleri gibi olmuyordu. Çoğu arkadaşım bu bölümün etkisinde kaldı. Ben de düşündüm ve bu konuda kendime dair üç yıl sonrasına vaatleri not almayı düşündüm böylece 3 yıl sonra buraya bakıp, hayallerimin ne kadarı gerçekleşmiş görebilirim.

Bugünün tarihi 12 Nisan 2012 ve tarihler 12 Nisan 2015’i gösterdiğinde aşağıdakileri yapmak istiyorum:

  • Kurumsal bir firmada tam zamanlı çalışıyor olmak,
  • appStore’da en azından beş adet application bulundurmak,
  • Aspen 4 ile 100 saat uçuşu tamamlamış olmak,
  • En az üç tane 50+ ve bir tane 100+ uçuş yapmış olmak,
  • Spin ve stall konusunda tam bir hakimiyet sahibi olmak,
  • ADB’yi almış olmak,
  • Daha iyi bir eve taşınmış olmak,
  • 75 kilo olmak =)
  • En azından bir yıldız dalıcı olmak,
  • MBA de üçüncü dönem olmak,
  • Açıköğretim de altıncı dönem olmak,
  • Blogların her birinde en az 75 yazı sahibi olmak,
  • Yamaç paraşütü dışında düzenli spor yapıyor olmak.

Bakalım bu hedeflerden kaç tanesi gerçekleşecek. Sizin dilek ve planlarınızın gerçek olması dileğiyle…

Türkiye Büyüyor!

Evet, 2011 büyüme oranımız %8.5 oldu ve dünya sıralamasında ikinci olduk. Zaten ülke hükümetimizin de söylediği gibi istikrar, bolluk, refah içinde ilerliyor. Güzel günler bizi beklemiyor artık bize geliyor.

Gerçekten böyle mi peki? Zaten büyük olanların daha da büyüyerek, küçük olanların, içimizden olanların, bizden olanların ise ezilerek büyümesi mi Türkiye’nin büyümesi, refahı, istikrarı bu mu? Maalesef evet, açlık ve yoksulluk sınırları gittikçe yukarı çekilirken, elektriğe zam %10-%10 yapılırken, doğalgaz bir anda %20 pahalı hale gelirken, asgari ücretin aldığı zam %6’yı geçmekte zorlanırken. Biz ülke olarak refah içinde yüzdüğümüzü zannediyoruz.

Şu anda Mart 2012 itibariyle 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 954,40TL ve yine aynı ailenin yoksulluk sınırı ise 3.108,78TL buna karşılık brüt asgari ücret sadece 886,50TL yani ailede iki kişi çalışıyor bile olsa bu ailenin yoksulluk sınırı altında kalması kaçınılmaz. Bunun sonucu ne mi?

Dün akşam yemek yerken bir yandan da haberleri izliyordum ancak aşağıda anlatacağım haber içimi parçaladı ve sonunda kanalı değiştirmek zorunda kaldım. Dün Ankara’da 4 kişilik bir aile ve bir misafirleri sobadan zehirlenerek hayatını kaybetti. Ailenin babası YSK’da sözleşmeli memur idi, yani bu devletin bir memuruydu. Ancak! Sayın başbakanımızın dediği gibi üç değil sadece iki çocuğu olmasına rağmen, bu çocukların biri 5 diğeri 1 yaşında olmalarına yani henüz okul masrafı diye bir kalem hayatlarına girmemesine rağmen geçinemiyorlardı ve baba, bu devletin bir memuru olan o baba, akşamları çöpten kağıt ve plastik toplayıp bunları satarak ev ekonomisine katkıda bulunmaya çalışıyordu.

Evlerinde doğalgaz tesisatı, imkanı olmasına rağmen fiyatları yüzünden kullanamıyorlardı. Kömür sobası yakıyorlardı, devletin yardım olarak dağıttığı kömürlerle yakıyorlardı hem de. Bu devlet, dünyada büyüme olarak ikinci sırada olan, 10 yıldır istikrar, bolluk ve refah içinde yüzen bu devlet, bir memuruna ailesini geçindirecek, aç bırakmayacak, ısıtabilecek, barındırabilecek parayı veremiyordu. Bu sebeple bir aile yok oldu. Henüz 1 yaşında bir bebek ve 5 yaşındaki ablasının gözleri hiç açılmamak üzere kapandı. Bu mu bizim refah anlayışımız?

Ondan sonra ülke büyüyor, Türkiye güçleniyor deniyor. Eğer bu şekilde büyüyeceksek, bence büyümeyi bir kenara bırakalım. Önce halkımıza İnsan Hakları’na uygun bir yaşam sağlayalım, büyümeyi sonra düşünürüz.

İşte Aranan İkili: Projektör ve Kamera

Bir kamera düşünün ki kaydettiğiniz anılarınızı küçük ekranlara sığdırmanızı istemiyor. Kaydettiğiniz görüntüleri geniş duvarlara ve istediğiniz herhangi bir yüzeye yansıtmanıza olanak sağlıyor. Yeni Sony Handycam, projeksiyon özelliğiyle her alanı bir sinema salonuna çeviriyor. Kısa ve eğlenceli tanıtım videosunu izledikten sonra siz de neden bahsettiğimi anlayacaksınız.
http://www.izlesene.com/embedplayer.swf?video=6018733
Eskiden bilimkurgu filmlerinde rastladığımız teknolojilerden biri daha hayatımıza giriş yaptı. Şimdi isterseniz kışın ortasında önceki yaz tatilinizi evinizin duvarına yansıtarak sevdiklerinizle izleyebilir hatta bunu bir alışveriş merkezinin dinlenme alanında bile yapabilirsiniz. Sony Projektörlü Handycam seçimi size bırakıyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.
// http://sayac.bumads.com.tr/showads.js

Yazısız Geçen Günler

Son zamanlarda yine yazısız kaldı buralar, ama görünüşte olmasa da kafamın içinde çok yoğunlaştım yine. Hız vermem gereken tez, son bir dersimin neredeyse bir tez kadar olan (min. 50 sayfa) araştırma ödevi, çalıştığım yerdeki projeler ve kendi projelerim diye düşünürken kafa bir yerde yazmaya vakit ayıramıyor.

Şu anda da ödev arasında kafa boşaltmak için yazıyorum. Kendi projelerimi zaten ödev sonrası, tez sonrası veya arası şeklinde erteliyorum, aralara sıkıştırıyorum filan. Ancak blog’a biraz daha adam akıllı zaman ayırmak istiyorum o sebeple bugünler biraz seyrek yazılı geçebilir. Artık kusuruma bakmazsınız umuyorum. Kenarda konular var, taslaklar var ağır ağır beraberce eritiriz onları da.

Daha yakın zamanda burada ortaya çıkacak projelerim var. Ama hepsi için zaman ve daha rahat bir kafa lazım. Umarım mayıs sonunda çok daha boş bir kafayla çok daha dolu yazılar yazabileceğim. Şimdilik ise dediğim gibi tez/ödev aralarına sıkışmış yazılar olacak herhalde blogda. Biraz daha kafa boşaltma amaçlı yazılmış.

Kendinize iyi bakın 🙂

İki Süper Film Bir Arada

Merhaba,

Bugün iki yeni internet hizmeti ile tanıştım. Hoşuma gittikleri için de bir yazımda paylaşmak istedim. Açıkçası ikisini de henüz kullanmadım ve aralarında bir seçim yapamadığım için alfabetik sıra ile tanıtım yapayım dedim.

Öncelik vereceğim hizmet projemefon.com adlı internet sitesi. Bu site yurtdışı (Amerika) kaynaklı kickstarter.com sitesinin birebir kopyası diyebiliriz. kickstarter sadece Amerikan kimliğine sahip olan kişilere hizmet ettiği için Türkiyede benzeri bir sistem ararken arkadaşım Doğaç Yavuz ‘un önerisiyle Projemefon.com’u buldum.

Kısaca mantıktan ve ne işe yaradığından bahsedersek, düşünün ki bir projeniz var oldukça yaratıcı ancak kaynağınız yoksa kaynak bulmanıza yardımcı oluyor. Sistem melek yatırımcı sistemi gibi değil. Siz projenizi tanıtıyorsunuz, ihtiyacınız olan miktarı yazıyorsunuz. Ardından sitenin ziyaretçileri projeleri geziyor ve beğendiği projelere dilediği miktarda bağış yapabiliyor. Bu noktada proje sahibinin belli miktarlar için ödüller koyması gerekiyor. Örneğin, 50 TL üzeri bağış yapana proje çıktısının soft copy hali, 150 TL üzeri yapana basılmış hali hediye gibi.

Sistem ya hep ya hiç kuralına dayanıyor. Şöyle ki; eğer gerekli miktar toplanamazsa bağışçılara paraları iade ediliyor. Gerekli miktar toplandığı takdirde ise %10’u sitenin olmak üzere bağışınızı alıyorsunuz. Sizden istenen ise projenizi tamamlamak ve bağışçılara söz verdiğiniz hediyeleri vermek.

Projeleriniz varsa bakmakta fayda var.

İkinci bir site ise zumbara.com bugün internetteki gazetelerde gördüğüm bu sistem de hoşuma gitti. Bir takas sitesi olan bu sistemde takası yapılan şeyler hizmet, daha da doğrusu bu hizmet için harcadığınız zaman. Örneğin, sitede gitar kursu vermek için ilan veriyorsunuz ve tamamen ücretsiz olarak 2 saat kurs veriyorsunuz. Bunun karşılığında da 2 saatlik kredi kazanıyorsunuz ve bu iki saati sizin gibi hizmet veren birinde harcayabiliyorsunuz. Örneğin, 2 saat trafikte araç kullanma eğitimi alabiliyorsunuz.

Sistem tamamen zamanı para birimi olarak kullanıyor. Zaman kazanıp, zaman harcıyorsunuz bu sayede zamanın değerini bilmenizi sağlayacağını iddia ediyor site. Böylece aslında her zaman için tek harcadığımız şeyin zaman olduğunu vurguluyor.

Kayıt formu biraz uzun geldiği için ben kayıt işlemini tamamlamadım henüz ama boş bir vaktimde kayıt olmayı planlıyorum.

Bu akşamlık bu kadar. Umarım sistemleri inceler ve beğenirsiniz.

Rakı Mezesi

Merhaba,

Belki de ilk defa alkolün etkisi hala üzerimdeyken bir blog yazısı yazıyorum ama bu seferki zaten alkolle ilgili olacak diye çok da umursamadım açıkçası.

Gelişen bazı kişisel olaylar neticesinde bu gece “bir büyüğe danışmak” istedim. Ne mutlu ki doğru lezzet, doğru kıvam, doğru ortam gibi konularda daha önceden deneyimlerim vardı. Ancak doğru meze hep bir soru işareti olmuştu, açık konuşmak gerekirse yaz mevsimi olsa sadece yeteri kadar kavun bulurdum meze yerine. Çünkü, lezzetine kavuşmuş bir kavun en iyi meze olur bence rakıya.

Ancak mevsim yaz değil, e “bir büyüğe de danışmak” lazım. Evde sağolsun Mert’in annesinin bıraktığı 5-6 yaprak sarması var ama ya devamı? Biraz rus salatası istedi canım az da peynir yeter gibi geldi. Şanssızlık bu ya markette bulamadım rus salatası. Onun yerine ton balığı ve çiğ köfte aldım ve… Bana sorarsanız en büyük hatayı yaptım.

Bu geceden aldığım en büyük ders benim için meze seçimi oldu. Güzel rakının yanında her zaman için en güzel meze muhabbettir ama…

Bunun dışında somut mezelere girersek kendi damak tadım açısından rakının tadını almak için en iyi seçimin yumuşak tadı olan mezeler olacağıdır. Çünkü bu gece gördüm ki baharatı, acısı bol bir meze rakının da diğer mezelerin de tadını öldürüyor. Acı çektiriyor, işkence ediyor sofraya. Yazık!

Bunun yerine az tuzlu bir peynir, biraz ekmek, kavun gibi tadı daha resesif kalacak mezeler uygun rakı sofrasına. E tabi güzel bir muhabbet de boş geçilmemeli. Rakı sosyal bir içki aslında; konuşmadan, dertleşmeden, yakınmadan, sevinmeden geçmiyor boğazımızdan. Öylesine oturup bir yudum almıyor kimse.

İlla ki bir neden olmalı ata sporu, ata içeceği olan rakı için. O kadar kutsal ki bizim açımızdan sebepsiz şişeye dokunmak bile günah sanki. İçmek için bir sebep şart, o geldiğinde ise ortamını muhabbetini yanında taşıyor sanki. O derece karakterli, o derece ağır abi.

O muhabbetini yanında taşıyor ama herkes onu taşıyamıyor. Rakı bir delikanlılık, bir sarhoşken gerçeği su üzerine çıkarma testi aslında; o dereceki rakı içinizdekini ortaya döküyor, hem de size gerek kalmadan. Sevginizi, şüphenizi, kederi, gamı, sevinci hepsini yansıtıyor rakı ortama.

Ama doğru ağız tadı için doğru meze önem kazanıyor bu noktada ve benim kişisel tavsiyem giriyor devreye. Eğer uzun uzun yumuşak bir içim istiyorsanız baharatlı mezelerden uzak durun. Az tuzlu peynir vb. mezeleri yakın tutun kendinize.

Afiyet olsun.

Türkiye Üzerinde Oynanan Oyunlar

Takip edenler bilirler ki bloguma siyaseti karıştırmamaya özen gösteririm ama bu blogu gördükten sonra “Türkiye Üzerinde Oynanan Oyunlar” başlığını buraya taşımadan edemedim.

Yazının sonunda adresini vereceğim blog (tumblr sayfası) Türkiye üzerinde oynanan oyunları gözler önüne seren, gözümüzden kaçan veya adını bile duymadıklarımızı bize gösteren bir blog. Açıkçası bu blogun arkadaşıma ait olduğunu duyunca biraz daha fazla şaşırdım. Ancak kendisinin oyunlara ne kadar bağlı olduğunu bildiğimden kısa zamanda alıştım bu duruma.

Blog aslında bir kısmı veya tamamı Türkiye üzerinde geçen bilgisayar oyunlarını ekran görüntüleri ile beraber bizimle paylaşıyor. Kimilerine göre belki de çok kötü bir kelime oyunu olan başlığı ise bence zekice konulmuş ve gerçekçi bir isim 🙂

Tarihçesi çok eskiye dayanmıyor tahmin ediyorum ama şimdiden iki sayfayı doldurmuş. Ha bu arada sayfayı ziyaret edince büyük kısmının da Amerika menşeili oyunlar olduğunu görüyoruz. 🙂 Daha fazla lafı uzatmadan buyrun aşağıdaki linkten sayfaya ulaşın, efendim.

İyi okumalar,
Türkiye Üzerinde Oynanan Oyunlar http://turkiyeuzerindeoynananoyunlar.tumblr.com/

Create your website at WordPress.com
Get started