Yaklaşık bir sene önce açmışım bu blogu ve o zaman da final haftasıymış. Şimdi bir yıl doldu ve yine ilk dönemin sonunu belirleyen finaller geldi çattı. Fakat bu sefer her şey çok daha farklı artık aktif bir klüp, kafama o kadar da takılmayan bir eski sevgili sorunu ve geçen senekinin yanına yaklaşamayan bir not grafiği mevcut. Yine ders çalışma işini son güne bırakmış olsam da bu sefer 2-3 gün önceden şöyle bir göz gezdirdiğim için içim biraz daha rahat.
Nergis
Adını Narkissostan alan, kaynağı mitolojik efsanelere dayanan, narsizmin simgesi : Nergis. Narsizmin de isim babası olan Narkissos suda gördüğü yansımasına aşık olur, her gün onu görmeye gider ve bir gün suda boğularak hayatını kaybeder ve öldüğü yerde nergis çıkar.
Şu anda bilgisayar monitörümün yanından bana bakıyor bir demet nergis ve güzel kokuları hastalığıma rağmen burnumdan içeri sızıp beynime ulaşıyor. En sevdiğim çiçektir nergis kış gelip havalar soğuduğunda, genellikle kasım sonu çıkar ve bütün çiçeklilerde yerini alırken İzmirin sokakları mis gibi nergis kokar. Ve ben her kış mutlaka bir demet nergis alırım. Kimi zaman kendime, kimi zaman anneme, geçtiğimi kış ise senin annene almıştım.
Tarih 28 Aralık 2007 di. Biz ayrılalı 3 ayı biraz geçmişti ve ben hala seni geri kazanabilmek için çırpınıyordum. Umutsuz bir çaba, boşuna bir yıpranma. Sana bir söz vermiştim 22 Temmuz da o çok sevdiğin peluş Tazmanya canavarını alacaktım yılbaşında. Her ne kadar yılbaşında bir çift değil de birbirinden ayrı tekiller olsak da. Sözüm değerliydi ve ben sözümü tutacaktım.
28 aralığa gelene kadar haftalarca aradım o Taz’ı bulabilmek için sonunda İzmirde bulamayınca İstanbulda arkadaşıma aldırıp İzmire getirtmiştim. Ve o gün her şey hazırdı. Taz kucağında mektubum ve sana ait tek bir kırmızı gül, annene ise bir demet nergis. Sen geri dönmedin belki ama yine de ben şansımı denemiştim ve yine de güzeldi nergisler.
Nergis en sevdiğim çiçektir. Her kış İzmirin sokakları nergis kokar ve bu kış nergisin benim için her zamankinden çok anlamı var. Umutsuz bir çırpınışın şahidi nergisler. Baktıkça o günleri hatırlatır bana artık, Narkissosun çiçeği.
Biterken : Barış Manço – Ayrılık
Gelecek Kaygısı
Son zamanlarda her an geleceği düşünmeye başladım ve her an gelecekten korkmaya. “İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür mü?” diyor ya Deniz, Babam ve Oğlum filminde. İşte insanın hayalleri küçülmese de gerçekleri büyüyor, sorumlulukları artıyor. Omuzlarındaki yük arttıkça bu da bel ağrısı değil baş ağrısı yapıyor zamanla. Yeni Türkünün de dediği gibi “Biz büyüdük ve kirlendi dünya” durumu vuku buluyor. Gerçeklerin acı yanları göze batıyor artık.
Artık ölenler bir yolculuğa çıkmış olmuyor. Onlar hayatını kaybetmiş oluyor. Ölüm bile güzel bir yolculuktan acı bir kayıba bırakırken yerini ya yaşam ve yaşamın gerçekleri. İşte onlar gittikçe daha çok yükleniyor insana.
Geleceğini düşünmeye başlıyor insan. Baba ocağından ayrılacağı günlerde ne yapacağını, askerliği, evliliği, çocuk sahibi olmayı, aile geçindirmeyi. Hepsine kafa yoruyor ve son günlerde bunları düşünmek pek de içacıcı olmuyor. Dünyada onlarca şey kötüye giderken ki kısa bir listeyle:
-Küresel ısınma
-Küresel ısınmaya bağlı susuzluk ve kurak bir gelecek
-Susuzluğa bağlı olarak yaşanacak gıda sıkıntısı
-Küresel ekonomik kriz
-Krize bağlı işsizlik
-Şu anda savaşan ülkeler
-Ve gelecekte savaşması beklenen ülkeler
-Sürekli mutasyon geçirip her seferinde daha ölümcül olan virüsler,bakteriler
Bizi gelecekte nasıl bir dünya bekliyor bilmiyorum ama gelecekten çok korkuyorum. Bilgisayar mühendisi adayı olarak elektriksiz yaşayabilirim ama su olmadan çok zor. Hayatımızın her anı suya bağlıyız, her dakikamız su sayesinde yaşanıyor.
Ekonomik krizin getirdiği işsizliğin suç oranını artırmasını bekliyorum. İşsiz kalanlar ne kadar namuslu ve dürüst olsalar da bir yerden sonra aileleri için onları geçindirebilmek için suça yönelecekler ve işsizlikle beraber suç oranı da artacak. Bunun yanısıra benim de iş bulmam çok zor olacak.
Savaşlar dünyayı uçuruma sürüklüyor ki bu savaşların gideceği son nokta nükleer savaşar olacak ve dünya nükleer bir çöplüğe dönecek.
Bunları düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Ve son yıllarda her ne kadar küçük çocukların ne kadar sevimli,ne kadar güzel olduklarını düşünsem de gelecekte bir aile kurduğumda çocuk sahibi olmayı düşünmüyorum. Çünkü dünya o kadar kötü bir yere gidiyor ki o dünyaya çocuk getirmek çocuğa eziyet etmekten başka bir şey olmayacak. Bunun yerine SHÇEK e başvurup oradaki çocuklardan birini evlatlık alarak ona daha iyi şartlar sunmak daha iyi olur diye düşünüyorum.
Gelecekte dünyanın geleceği halde yeni bir çocuk sahibi olup ona eziyet çektirmektense zaten dünyaya gelmiş ancak bir şekilde ailesinden ayrı düşmüş bir çocuğa o yuvanın sağlayabileceğinden daha iyi şartlar sağlamak, elimden gelenin en iyisini vermek daha uygun ve daha mantıklı bir yol değil mi?
Gelecekten çok korkuyorum, susuzluktan, savaştan, kıtlıktan, işsizlikten ve bu dünyaya yeni bir can, yeni bir insan getirmekten çok korkuyorum.
Biterken : Bengü – Doya Doya Tat (http://www.powerturk.com/2007/tikladinle.asp Powertürk Web Radyosu)
Her yerde sen
Bugün yine olan oldu. Baktığım her yerde yine seni gördüm. Otobüsteki kızda senin gözlerin vardı, kampüstekinde senin saçların, metrodaki bebekte senin gülümsemen.
Yine her yerde seni görmeye başladım. Yine seni özlemeye başladım. Bu hastalık yine tekrarladı. Oysa ki unutmuştum. Oysa ki vazgeçmiştim, kendime yeni bir hayat kurmuştum.
Sanırım yaramın kabuğunu ne kaldırdı, yeniden bu yarayı kanatan ne oldu biliyorum. Eminim hiç haberin olmadan yaptın bunu ve eminim şu anda bunları okumadığın için haberin de yok ve hiç olmayacak. Bundan 10 gün önce Korkuyorum u yazmama neden olan olaydı yaramı kanatan. MSN de seni görmemdi.
Aslında bu sadece bir imge altında yatan düşünceler çok daha farklı çok daha hastalıklı. Sen biaz beraber olmadan önce MSN e çok nadir girerdin ve ayrıldıktan sonra da aynı nadirlikte girmeye devam ettin. Ama biz birlikteyken o zaman her gece MSN de konuşurduk uzun uzun. Şimdi de yine uzun kalmaya başlamıştın. Bunun bana neler ifade ettiğini ben bile düşündükçe görebiliyorum ancak o kadar derinlerde bir düşünce ki beni korkutan. Bilinçaltının bile ne karanlık köşelerine saklanmış en hastalıklı düşünceler bunlar.
Korkumun sebebi belliydi gayet. Sevgilin olmasından korkuyordum seni seven biri olmasından. Aslında o kadar güzelsin ki korkmakta haklıyım. Ancak şunu unutuyorum sürekli ki düşüncelerimi hastalıklı yapan asıl neden bu. Biz artık beraber değiliz. Birbirimizin değiliz artık ve sen de ben de istediğimle beraber olabilirdik. Ama hayır öyle değildi sanki ben özgürdüm ama sen hala benimdin. Kimse sana dokunamazdı, kimse sevemezdi seni. Korkumun altında yatan şey buydu. Şu anda beni korkutan da, bu düşüncelerin ne derece hastalıklı olduğu, normal değil bu düşünceler ve ben psikopat ve takıntılı bir eski sevgili olarak hatırlanmak istemiyorum. Bu nedenle normal davranmak için çabalıyorum.
Ve normal olmak için çabaladıkça seni daha çok hatırlayıp her yerde seni, herkeste sana ait bir parça görüyorum.
Biterken : Deniz Seki – Sahici (http://www.powerturk.com/2007/tikladinle.asp Powertürk Web Radyosu)
Evdeki huzur mutluluk budur…
Yukarıdaki sözler ben ortaokuldayken bir firmanın reklamlarında kullandığı sözler. Yıllar geçtikçe insan mutluluğun huzurda olduğunu anlıyor. İnsan huzursuz olduğunda mutlu da olamıyor.
Bugün eve geldiğimde evde kimse yoktu, evde yalnızdım ve elimd okunacak bir Uykusuz vardı. Zaten biraz keyfime düşkün olduğumdan okumak için daha iyi bir ortam olamazdı. Televizyonun karşısına geçip Powerturk TV yi açtıktan sonra dergiyi elime aldım ayaklarımı uzattım ve sehpaya bir bardak içeceğimi koydum. Keyfim yerindeydi, huzur vardı ve mutluydum.
Kulağıma günümüzün popüler şarkıları gelirken elimde en sevdiğim dergilerden biri vardı ve onun dışında tamamen sessizlik, tamamen ben vardım. O anda elimdekilerin değerini bir kez daha anladım. Her ne kadar büyükler şimdikileri kıymet bilmeyen, değer bilmeyen insanlar olarak tanımlasalar da. Her geçen gün elimdekilerin değerini, kaybettiklerimin değerini daha iyi anlıyorum.
Bu değeri anladım ve şu anda bana bu fırsatları sunan aileme bir kez daha minnettar oldum. Şu anda bu fırsatları onlar bana sunuyorlardı ve gelecekte bir ailem olurse benim de aileme bu kadar güzel fırsatları sunmak için çalışacağım bir gerçekti.
Şu anda ise yapmam gereken tek şey benden tek beklenti kendime geleceğimi kurmamdı ki onun için de bana altyapıyı sağlayan yine ailemdi. Derslerin iyi olmasını, okulu asmamamı, aldığım işleri zamanında teslim etmemi istemelerinin kendileriyle ilgili hiç bir nedeni yoktu. Neden tamamen benim geleceğimi sağlam temeller üzerine kurmamdı. Bu nedenle kendilerine buradan bir kez daha teşekkürü borç biliyorum.
Umuyorum ki ilerleyen yıllarda onların bana sağladığı huzurlu, mutlu yuvayı ben de kendi kuracağım aile için sağlayabilirim.
Biterken : Eylem – Hayat (http://www.powerturk.com/2007/tikladinle.asp Powertürk Web Radyosu)
Son Zamanlar
Son zamanlarda bir takımdeğişiklikler var bende. Korkar oldm her şeyden ama her şeyden. Yani kısa bir liste hazırlarsam:
-Aniden miyavlayan kediden
-Gecenin yarısı üst kat komşusunun çektiği sifondan
-Odada perdeyi açınca karşıma adam çıkmasından
-Koridorda ışığı yakınca karşımdaki kapıyı kapalı bulmaktan
-Bilgisayarın arada çıkardığı seslerden
-Sokak köpeklerinden…
bu liste böyle uzayıp gidiyor son günlerde. Pek bi korkak oldum eski dertsiz günlere dönmek dileğiyle.
İyi geceler…
2009 dan beklentilerim…
Evet. Bu sefer ki fazlasıyla kişisel bir yazı. 2009 yılından beklentilerim. Bundan bize ne diyebilirsiniz ki diyeceksiniz. Sadece yazmış olmak için yazıyorum bu yazıyı okumamak serbest. Hoş diğerlerini de okuyup okumamak sizin elinizde. 🙂 Geçelim listeme :
– Aldığım bilete amorti de olsa bir ikramiye çıkması,
– Şu lanet hastalık olan gribin geçmesi,
– Güzel bir SIV eğitimi sonrası EHAVK ta eğitmen olarak kalabilmek,
– Sallantıda olan 1-2 dersimi de 2 veya üzeri notla geçmek,
– Karşılıklı sevgi ve saygıya dayanan bir ilişkiye başlamak,
– Ases Tasarıma daha fazla iş,
– Ve tabi ki sağlık, mutluluk 🙂
Korkuyorum
Korkuyorum. Biliyorum oradasın bilgisayarının başında. Üstelik daha önce hiç bu kadar uzun kalmamıştın orada. Seni özledim biliyor musun? Bunu şu an sana da söylemek istiyorum. “Seni özledim” demek istiyorum ama korkuyorum. Hem kendimden korkuyorum, hem beni yanlış anlama ihtimalinden. Bu arkadaşça bir özlem her şey bitti desem de. Senin yanlış anlamandan korkuyorum.
Biliyorum. Bu ihtimali ben kuvvetlendirdim. Bazı şeyleri inkar ettim. Ayrıldığımızı, sevginin bittiğini, benim sevgiminse artık karşılıksız olduğunu inkar ettim. Bu sebeple sana hep ısrar ettim. Ve şimdi… Sana “Seni özledim.” demeye korkuyorum. Sende bıraktığım izlenimden korkuyorum. Beni yanlış anlamandan, yanlış tanımandan ki tanıyamadık birbirimiz kısacık birlikteliğimizde karşılıklı sevgi sözcükleri dışında.
Kendimden korkuyorum, emin olamıyorum çünkü gerçekten arkadaşça bir özlem mi bu? Yoksa… Çünkü, biliyorum senden sonra gerçekten seviyorum diyebildiğim kimse olmadı. Ya bende açtığın derin yaradan ötürü sevmekten korktum ya da hep seni aradım başkalarında. Biliyorum yanlıştı yaptığım herkes farklıydı ve sen artık uzak bir anı, soğuk bir arkadaştan öte değildin benim için ve tabi bir de B.A.L.daştın ki B.A.L. bile artık ortak payda değildi bizim için. O kadar çok yaralamıştık ki birbirimizi. Yaraları B.A.L. la kapatamıyorduk.
Korkuyordum seni başkasıyla düşünmekten bile. Dokunmasından başkasının saçlarına korkuyordum, ölesiye… Evet, unuttum artık bitti diyorum soranlara. Fakat bu satırlar her şeyin inkarı değil mi? Bu satırlar gerçeklerin itirafı. Okumadığını biliyorum bunları her ne kadar sana hitaben yazsam da. Hoş okusan da hayatında ve hayatımda hiç bir şeyin değişmeyeceğini biliyorum.
Ne kadar çok emek harcadıysam sonuçların boş olduğunu o kadar çok gördüm. Korkuyorum artık çabalayacak gücüm kalmadığından. Biliyorum sen oradasın bilgisayarının diğer ucunda. Benim de burada olduğumu biliyorsun ama umursamıyorsun. Çoktan kendi dünyanı kurmuşsun ve o dünyada bana zerre kadar bile yer yok biliyorum.
Çok korkuyorum seni tamamen kaybetmekten. Ama artık bir merhaba bile diyemiyorum sana. Çünkü aslında seni çoktan kaybettim ben.
Biterken: Gökhan Kırdar – Anlarsın Ya
Bugünün işini…
Az önce güzel bir söz gördüm: “One today is worth two tomorrows.” Ben Franklin…
Aynen bizim bugünün işini yarına bırakma gibi. Ertelemek her zaman kaybettirir. Bir işi ertleyerek kazanan değil kaybeden taraf oluruz her zaman. O nedenle elimizde imkan varken bir işi bitirelim. Ertelenen bir iş hiç bitmeyebilir. Çünkü değil yarına bir saniye sonrasına bile çıkacağımızın garantisi yok. Siz siz olun elinizdeki işi hemen halledin. Sonradan pişman olacağınız bile bile bir işi ertelemek gerçek anlamıyla aptallıktır. Bir diyete başlayacaksanız bunu pazartesi başlarım diye ertelemeyin hemen başlayın. Ders çalışacaksanız 10 dakika sonra demeyin hemen başlayın. Çünkü o pazartesi, o 10 dakika sonrası asla gelmeyebilir.
Biterken : King Crimson – Epitaph
Renovatio
Daha önce bahsetmeyi düşünüyordum. Yazılara şöyle bir baktım unutmuşum anlaşılan. Renovatio nedir? Ne anlama gelir?
Renovatio’yu ilk defa adını bile hatılamadığım bir filmde gördüm. Filmdeki tasarımcının tasarladığı bir sürat yatıydı. Tasarımcının bir organı düzgün çalışmıyordu ve organ nakline gereken para için bu yatı tasarlamış ve adını Renovatio koymuştu. Biliyorum Renovatio adını hala açıklamadım.
Renovatio latince yeniden doğuş demektir. Bu anlama gelen diğer bir kelime de rönesanstır. Yani o dönem de aslında sanat, insanlık, milliyetçilik gibi düşünce akımları için bir yeniden doğuş zamanıdır.
İşin özünde ben filmdeki yatı çok beğendiğim için ve Renovatio adının anlamı hoşuma gittiği için bu adı kimi yerde takma ad olarak kullandım, kimi zaman bu şekilde bir alan adı yönlendirme aldım.
Ve en son olarak bu blogun adı olmaya hak kazandı. Daha doğrusu blog yeniden doğuş adını almaya hak kazandı. Çünkü bu sayfalar ilk kez yayınlandığında ben yeni terkedilmiş, kendini çok çaresiz gören, boşlukta hisseden, tüm güzel şeyleri elinin tersiyle iten, bundan sonra hayatın anlamının olmadığına inanan, Ege olmadan hiç olduğumu düşünen biriydim. O yüzden de bu sayfalara “Bir ölünün not defteri” dedim.
Şimdilerdeyse artık her şey kesinlikle geçmişte kaldı. Artık her şey güzel bir anıdan ileriye gidemiyor. Beni ağlatmak şöyle dursun üzmeye bile yetmiyor terk edildiğim düşüncesi. Hayat devam ediyor. İşte bu nedenle bu sayfalar artık “Renovatio” dönemini yaşıyor. Belki yazılarda gözle görülür bir değişiklik yok ancak yakın çevremin bende gözlemlediği yadsınamayacak değişiklikler var. Renovatio şimdi anlam kazandı.
Ege sadece güzel bir anı. Hayat ise geçmişte değil şu anda yaşanıyor. Hayır, anı yaşa tarzı bir klişenin içinde değilim, geleceği planlıyorum ama bu sefer geleceğimi başkalarını dahil etmeden kendi üzeirmden planlıyorum ve biliyorum ki her kime karşı olursa olsun fazla güven ve bağlılık sonunda yalnızca bize kaybettiriyor. Herkese gerektiği kadar güvenmeli, değer vermeli ve bağlanmalıyız. Kendimize güvenden ise asla vazgeçmemeliyiz çünkü her şey bittiğinde bu dünyadan yalnız ayrılacağız. Her şeyin başında ve sonunda aslında yalnızlık var.
Biterken : Seksen Dört – Ölürüm Hasretinle (Az önce yazdıklarımla biraz tezat ama 😉 )
(Bu arada google amcaya sordum. Film The Island imiş, filmde Renovatio denen yat ise Wally Power 118 imiş. Yatın fotoğrafları vs. için http://www.wally.com/jumpch.asp?idChannel=44&idUser=0&attivo=2-6 )