Sıkıntı

Tek kelimeyle sıkılıyorum. Sadece sıkılıyorum. Belirli bir nedeni yok, belirli bir çözümü yok. Ödev yapasım, işlerimi yapasım gelmiyor içimden. Sadece uyumak ve okumak istiyorum. Belki eski günlerimi arıyorum. Belki artık tempodan bıktım biraz dinlenmek istiyorum. Kesin bir neden yok, kesin bir çözüm de. Sadece sıkılıyorum…

İddia Ediyorum*

İddia ediyorum (hatta utanmadan iddia ediyorum*) çift olmak, bir sevgiliye sahip olmak lükstür. İnsanoğlu bu dünyaya yalnız gelir ve bu dünyadan yalnız gider. Ve bir çift olana kadar da yalnız olarak mutludur. Ancak bir çift oluştuğu anda insanoğlu buna kendini kolayca adapte eder ve bundan sonra tekrar yalnızlığa döndüğünde çift olduğu günlerini arar.

İşte bu nedenle çift olmak lükstür. Çünkü insanoğlu lükse kolay alışır ve o lüksten yoksun kaldığı anda aslında bunun lüks değil de ihtiyaç olduğunu hatta kazanılmış bir hak olduğunu iddia eder. Örneğin cep telefonları, onlar olmadan önce de bütün işler gayet sağlıklı yürüyordu, insanlar istedikleri noktalarda toplanabiliyorlar, görüşmelerini gerekirse ankesörlü telefonlar aracılığıyla yapabiliyorlardı. Oysa şimdi elimizden telefonlar alınsa sudan çıkmış balığa döneriz.

Peki sorarım size ayrılan bir sevgili de sürekli çift olmayı aramaz mı? O günlere hasret kalmaz mı, sudan çıkmış balığa dönmez mi? İşte bu nedenle çift olmak bir lükstür. Yalnızlık ise aslolandır.

Biterken : Mor ve Ötesi – Yaz Yaz Yaz
*Memo Tembelçizere sevgi ve saygılarla…(Utanmadan iddia ediyorum Memo Tembelçizerin şu sıralar Uykusuz dergisinde yayınladığı köşelerden birinin adıdır.)

Beynim durdu…

Birşeyler yazmak istiyorum. Aklıma konu gelmiyor. Ama elimden şu an sadece yazmak geliyor gibi. Ne düzenlenecek siteleri yapasım var. Ne projemdeki hataları gideresim ne de ödevi yapasım. Ama aklıma yazacak konuda gelmiyor. Boşluktayım sanki. Konuyu bir fıkrayla mı bağlasak ve bitirsek:

Nasrettin hoca bir gün cuma namazı sonrası vaaz vermek için kürsüye çıkmış. Kem küm derken aklına söyleyecek söz, konuşulacak konu gelmiyor. On – on beş dakika kadar sonra “Ey cemaat ben kürsüye çıktım ama aklıma söyleyecek yapacak bir şey gelmiyor.” demiş. Ön saflardaki hazırcevaplardan biri de “Bre hocam kürsüden inmek de mi aklına gelmiyor?” demiş.

Evet bugünlük de bu kadar. Yarın gün benim için erken başlıyor. ehavkı seviyorum ama sabah saat 6 da Yeşilyurt otobüsüne binmeyi sevmiyorum, keza altı buçuk metrosu da çekilmiyor. İlkokul da bir okuma parçamızda vardı. “Güzel yerlere hep zorlu yollardan ulaşılır.” diye bir söz. Ne kadar haklıymış bilememişim. Dünyanın belki de en güzel duygusu olan uçuş için karganın bokunu yemediği saatte, sokak köpekleri bile uyurken ben yine yollarda olacağım. Üstelik resmi tatil. Fazla dert yandım yine görüşürüz.

Şarkılardan Ders Almak

Bugüne kadar pek çok şarkı hakkında “Tam da beni anlatıyor” diye düşünmüşümdür. Eminim siz de düşünmüşsünüzdür ama bu sefer ki farklı Ankara dönüşü otobüste müzik dinlerken rast gelen şarkı sadece anlatmakla kalmıyor, düşünceleri okuyor ve öğüt veriyordu sanki. Hangi şarkı mı? Manga’dan Bir Kadın Çizeceksin çalıyordu.

Aşağıda şarkıda üzerime alındığım yerleri alıntılıyorum:
“Bak sen ne yazık ki klasik bir tablosun dostum
Ne yaparsan yap boşsunT
amam okumuşsun, ama yetmez, sadece bununla dertler bitmez
Çıkacaksın kabuğundan, bunalımdan kurtaracaksın kendini
Ona göre yaşamayı bırakıp döneceksin gerçeklere

Herkes gibi takıl yaşa hayatını
Takılamıyorsan bile rol yap, ne yap et ama yarat kendi yalan dünyanı

“Canım” dediğin bile arkandan vurmuş
Tüm bunları bilerek yaşa ve sakın!
Ama sakın içindekileri tüketeyim deme

Şimdilik alacaksın eline kalemi, kusacak dökeceksin nefretini”

Biterken : Manga – Bir Kadın Çizeceksin

İlk Görüşte Başladı…

Bugüne kadar buna inanmazdım. Bir insanın diğerini sevmesi için belli bir zaman belli bir tanışma faslı olması gerektiğini düşünürdüm. Dün gece anladım ki tamamen yanılıyormuşum.

Her boş cumartesi gününde olduğu gibi ki aslında ehavk çalışmaları sayesinde böyle bir cumartesi bulmak mucizedir benim için her neyse her boş cumartesi günü yaptığım gibi bilgisyar başında kod yazarak zaman geçiriyordum. Saat 19.00 civarında abim hadi gidiyoruz diye seslendiğinde bile aslında kalkmaya hiç niyetim yoktu ama biraz hava almanın iyi geleceğini bildiğim için nereye gideceğimiz sordum. Arkadaşının doğum günü varmış aklımdan gitmekten vazgeçmek geçerken nedendir bilinmez bu teklifi kabul ettim. O kadar tanımadığım insanın arasına girmek istemiyordum ama hava almam gerçekten iyi olurdu. İyi ki evden çıkmışım.

Her neyse sıkı bir trafikten sonra 10 dakikalık bir gecikmeyle mekana vardık masa hazırdı ancak henüz kimse yoktu. Oturmuş Voyvodanın kazığı cinsinden fiyatlarla dolu olan menüyü incelerken ikinci bir grup geldi ki işte o an bütün dünyamın sarsıldığını inançlarımın parçalandığını anladım. Dünya üzerinde ki en güzel varlıklardan biri bizim masaya dahil oluyordu.

Ne olduğunu anlamadan olan olmuştu. Yanıma oturduğunda gözlerimi alamıyordum. Daha sonra garsonların getirdiği listeden şarkı seçerken ki muhabbetimiz. Şarkıları söylerken ara ara bakışlarımı yakalaması beni mutlu ediyordu. Gece daha sona ermeden gitmesi gerektiğinde gerçekten üzüldüm.

Sonuç itibariyle benim inançlarımı yıkan insandı o. İlk görüşte aşk diye ilk görüşte sevgi diye bir şey olduğuna inanmazdım. Ama şimdi üzerinden 24 saat gibi bir süre geçitği halde bile hala aklımdan hiç çıkmadığını düşününce sanırım böyle bir şey var. Sevmek ve sevilmek dünyanın gerçekten en güzel duygularından biri ama ilk görüşte sevgi… İşte o bambaşkaymış.

Biterken: Gökhan Kırdar – Anlarsın Ya

Sana vurana…

Son günlerde Çelik’in kasedine takmış durumdayım hemen hemen sürekli bu kasedi dinliyorum. Afedersin şarkısı özellikle en beğendiğim şarkı olma özelliğine sahip. Bir şarkıda genel olarak sözlere dikkat ettiğimden. Bu şarkıda da beni doğal olarak sözler etkiledi.

‘Haykırırım “İsteyenin bir yüzü kara vermeyenin nur olsun” böyledir bizde. ‘ diyor şarkıda. Sanki aşkın gözü kördür der gibi, ya da sana tokat atana diğer yanağını çevir der gibi. O kadar anlamsız görünürken aslında o kadar büyük anlamlar taşıyor ki. Tabi ki anlayana, ya da bir şeylerden anlam çıkarmaya çalışana.

İnsan çok sevdiği birinin kusurlarını göremez, her kusuruna bir kulp takar. Hüsn-ü talil yapar ya aynen öyle işte. Beni istemesen de sen benim için hala ne güzelsin der gibi. İstediklerimi yapmasan da ben senin kölen olurum der gibi.

İsteyen o kadar çok anlam çıkarabilir ki. Son günlerde yeniden her şey bana eskiyi hatırlatmaya başladı. Unuttum derken hortlayan anılar şarkılarla desteklenerek üzerime üzerime geliyor sanki.

Müzik dinlemesem hayatın kendisi belli bir ritmde akıyor zaten, mümkün değil müziksiz yaşamak. Her gün okula gidip gelirken kulandığım metronun raylardaki tıkırtısı bile ritmik, melodik bir yapıda.

Yine saçmalamaya başladım. Yazarken ipin ucunu kaçırıyorum nedense ama böyle rahatlıyorum. Hem de çok rahatlıyorum. Çelik’e geri dönersek bence eski albümlerini bulup dinlemek lazım. Şiddetle tavsiye edebileceğim şarkıcılardan kendisi. Özellikle eski şarkıları eğlenceli,anlmalı ve daha fazlası….

Biterken: Aslı – Tüm Şehir Ağladı

Anahtarsız Kilitler

Bu yazım aslında bugün yaptığım dikkatsizliğin sonucu. Evden çıkarken anahtarlarımı unutmuşum beni düşünmeye iten bu durum aslında ne kadar basit bir olay. Her gün herhangi birimizin başına gelebilecek küçük bir dalgınlık veya dikkatsizliğin sonucu.

Eve geldiğimde kapıda kaldığımı anladım. Neyse ki teknoloji harikası cep telefonları var öyle değil mi? Annemi, abimi aradım çözüm yok her ikisinin de kendine göre işleri var. Bir alt sokakta oturan teyzeme gittim. Kapı duvar… Ufaklık maçta, teyzemle eniştem işte telefonlar yine çaresiz.

Böylece oturup düşünmeye zaman buldum. Aslında bu durum hayatta karşılaştığımız bütün zorlukların küçültülmüş hali sanki. Hani biri ölür de küçük çocuklara ölümü anlayamaz diye merhumun uzaklara gittiği söylenir ya işte öyle.

Hepimizin günlük hayatta yaşadığı çözümsüz anlardan, cevapsız sorulardan hiç bir farkı yoktu. Sadece çok daha basit, çok daha anlaşılır, hazmedilmesi daha kolay bir sorundu. Hala yazıyı yazdıkça aklıma bugünkü gibi çözümsüz olan ama bana göre daha büyük sorunlar geliyor. Eski kız arkadaşımın terki mesela ne kadar üzülmüştüm sanki onun yanı benim evimdi ve ben dışarıda kalmıştım. Artık bir anahtarım yoktu kendisini aradığımda ise telefon suskundu. Sadece o bildik gitar akort ederken kulladığım la notası uzun ve yalnız.

Algoritma II dersinin projeleri ya da mantıksal hatası olmayan algoritma (evim) kağıdın üzerinde duruyordu ama onu programa dökmeye çalıştıkça hatalar çıkıyordu. Bir de üstüne zamansızlık eklenince dışarıda kalmaktan öte bir de doluya tutulmuş gibi oluyordum. Yardım için çaldığım kapılar yine bir duvardan daha sessizdi.

Evet. Bir anahtarın unutulmasından nerelere gidilebiliyor. Aslında tarih değil hayat tekerrürden ibaret. Her hayat birbirinin tekrarı aradaki tek fark olayların boyutu kimi anahtarını unutuyor naçar kalıyor, kiminin sevgilisi terk ediyor, kimi çok sevdiği bir yakınının arkasından ağlıyor. Ancak hiç bir şey ve hiç kimse çözüm olmuyor. Evet, herkes hayatında mutlaka anahtarlarını unutup açılmayan kilitlerle boğuşuyor.

Kilitlerinizin hep açılması dileğiyle.

Biterken: Yüksek Sadakat – Belki Üstümüzden Bir Kuş Geçer

Mola Aldım

Yine uzun bir zaman burayı yazısız bıraktım. Ancak bu aralar okulun işlemleri, ehavka yeni dönem kayıtları, odanın ve malzemenin işleri derken. Bir de bunların üzerine bizzat ben yeni yeni işler katarken. Buraya yazmaya fırsat bulamadım. Ancak şu günden itibaren her gün düzenli yazı yazma kararı aldım. Bugüne kadar blogdan aldığım mola artık sona erdi. Dönüşümün muhteşem olmasa da iyi olması dileğiyle.

Sürprizler

Klişe bir başlangıç olacak. Hatta anti-klişe timini getirecek kadar klişe ama hayat gerçekten sürprizlerle dolu.

Bir anda uğruna canınızı feda edebileceğiniz insan “Senden hoşlanmıyorum.” diye sizi tersleyebiliyor.
Bir anda yakın zannettiğiniz bir arkadaşınızdan ses seda kesilebiliyor. Öyle ki arasanız açmayan, mesajlara cevap vermeyen biri olabiliyor.
Ve öyle bir an geliyor ki can düşmanı bellediğiniz insanla aynı masada yemek yemeniz gerekebiliyor.

Sosyal yaşam gerçekten sürprizlerle dolu. Belki de asosyallik sürprizlerden korkanların tercihidir. Bir sorun değildir. Yine de asosyal olmamak adına insanın kendinden ödün vermesi acı bir duygu. Sevmediğin insanla aynı masaya oturmak,esprilerine zoraki tebessüm etmek acı…

Kapanış da klişe olsun. Hayat gerçekten sürprizlerle dolu…

Hep karşımda kal : Karşıyaka

Yaklaşık 15 günlük bir aradan sonra tekrar şehrin içinde olmak. Evet sessiz sakin bir yerde dinlenmek güzel, huzur verici ve çoğu zaman eğlenceli ama şehir insanı çok uzak kalamıyor kalabalıktan. Hele ki bu şehir İzmir ise insan ne yapsa ayrılamıyor.

Bu gece saat 22.00 sularında Çeşme Otobanında son virajı alırken, İstihkam Viyadüğünün girişine yaklaşırken, karşımda ağır ağır Karşıyakanın ışıkları belirdi ve sudaki yansımaları işte o an Karşıyakayı bile özlediğimi farkettim.

Sürekli evimden gördüğüm,hep karşımda duran Karşıyaka. Hani şarkı* da diyor ya “Kadehimi vurdum Karşıyaka’ya…” elimden gelse kadehimi Karşıyakaya vurur İzmirin, İzmire adını veren güzel prenses Smyrna’nın şerefine içerdim.

İzmirli için burdan ayrılmak ölüm gibi…
Dışarıdan bakınca İzmir ise Egenin değişmez incisi…

*Sezen Aksu – Kalbim Ege’de Kaldı

Create your website at WordPress.com
Get started