İzmirde Geceyarısı

İzmirde geceyarısı
Şehrin ışıkları göz kırpıyor
Yolda motor homurtuları
Yorgun zihnimde senin hayalin
Sen beni terk edeli bir yıl oluyor
Ben seni unutamayalı bir yıl…

İzmirde geceyarısı
Hafif bir meltem esiyor
Bulutlar ayı kucaklarken
Sana sarılmak istiyorum
İçimde bir garip soru
Sen beni unuttun mu
Sen beni terk edeli bir yıl oluyor
Ben seni unutamayalı bir yıl…

Aylardan eylüldü
Yıl 2007
Cumaydı ayın yedisi
Görüşmeyelim diyordun bir daha
Sevmiyorum seni
Oysa böyle bitemezdi
Bitti…

İzmirde geceyarısı
Körfezde senin yüzün var
Yıldızlar seni çiziyor gökyüzüne
Elele vermişler beni yıpratıyorlar
Şehrin ışıkları adını yazıyor sanki
İzmirin sokakları adını
Sokak lambaları diyor ki bana
Unutamazsın yıllarca daha
Biz yazacağız onun adını manzarana
Ege yazacağız inatla
Ege…

The Mask Of Zorro / Zorronun Maskesi

Geçtiğimiz günlerde televizyonda kanalları gezerken rastladım bu filme. Bir halk kahramanı olan Zorro gerçek adıyla Don Dİego nun hikayesini anlatan başka bir film daha.

Ancak bu film bize biraz Batman Dönüyor filmini biraz da Monte Kristo Kontunu çağrıştırmıyor değil.

Hikayeye biraz olsun dönersek. Zorromuz artık 30lu yaşlarını aşmış,evli ve çocuk sahibi bir adamdır ancak halen ezeli düşmanı Gonzales’e karşı savaşmaktadır. Bir gün yine çarpışmadan çıkıp eve geldiğinde Gonzales ve adamları Don Diegoyu haklı olarak Zorro olmakla suçlayıp öldürmek isterler bu sırada önüne atlayan eşi kurşuna hedef olarak can verir. Gonzales de aynı kadını sevdiğinden ve kurşunu sıkan kendisi olduğundan Don Diegoyu hapse gönderir ve kızını kendi çocuğu olarak sahiplenir. Yıllar sonra hapisten çıkan Don Diego, küçükken kendisine hayran olan bir çocuk Alejandro ile bir meyhanede karşılaşır onu eğitir. Yeni zorro olması için sadece kılıç, silah ve hız üzerine değil aynı zamanda etik ve ahlak üzerine de dersler verir. Filmin sonuna doğru Gonzalesin hain planları elbet bozulur. Zorronun kızı ve yeni Zorro birbirlerine aşık olurlar, kız gerçek babasını bulur vs vs.

Bu noktada asıl ilgimi çeken Zorro, Batman, Robin Hood gibi halk kahramanlarının çokluğu olmuştur. Ki ülkemizde de Köroğlu, Kara Murat gibi bol miktarda kahraman vardır. Bütün bu hikayelerde ezilen bir halk ve onu ezenden kurtaran kıvrak zekası ve sütün dövüş yeteneği olan bir kahraman mevcuttur.

Her filmin sonuna doğru kötü adamın bütün mal varlığı ezilen halka pay edilir. İyi kalpli kahraman bu mal varlığının kuruşuna bile dokunmaz. Hikayenin çoğu yerinde halk tarafından kötü adamdan saklanır.

Her neyse konu fazlasıyla dağıldı. Bu yazıyı okuyanlara bu filmi zilemeyi tavsiye ediyorum. Gerçekten güzel bir filmdi. İyi seyirler.

Biterken: Teoman – Kim

Farklılar (!) Toluluğu

Evet onlar toplumdan farklılar. Giyimleri, konuşmaları, davranışları, mimikleriyle bunu bize sürekli anlatmaya çalışan bir topluluk bu toplumdan farklılar topluluğu. Ne anlatsak ne desek boş onlar hakkında.

Kiminin saçı üç numara, kiminin pembe,yeşil ya da mor. Gelgelelim bu toplumdan farklılar ekibindeki her insan birbirinin aynısı. Neleri farklı birbirinden anlaşılamıyor.

Geçtiğimiz günlerde otobüste böyle bir grupla karşılaştım dört beş erkek çocuğu ki liseye yeni başlamış olmalılar. Zil zurna sarhoş otobüsteler. İkisinin saçı üç numaraya vurdulurmuş, diğerleri uzun ve kirpi gibi hafif de boyalı. Birinin dudağında benim kulağıma küpe diye takmaya korkacağım boyda bir piercing sallanıyor.

Kollarda cips paketlerinden çıkan dövmeler göze çarpıyor. Henüz kalıcısını yaptırmaya cesaretleri yok. Belki de o alkollü kafayla gidin yaptırın desek koşa koşa gidecekler. Ama asıl sorun şurda bunlar kimden farklı olmaya çalışıyor.
Alsancakta sahile indiğiniz anda çevrenizdeki her yüz kişinden doksanı bunlar gibi zaten. Bu durum da asıl sorun şuraya dayanıyor. Birbirine özenen bu garip insanlar mı farklı, yoksa bizim gibi farklı olmak umurunda bile olmayan kendini içinde rahat ettiği şeyleri giyip sokağa adım atan insanlar mı artık farklı olmaya başladı?

Gün geçtikçe bu tip insanlar yüzünden biz toplumda farklı yerlere geliyoruz sanki. Birbirine özenip piercing, dövme, saç boyama yaptıranlar ve kendine yakıştığı, içinde rahat ettiğini düşündüğü giyim kuşamla dışarıda boy gösterenler.

Evet bu yazıda sözü geçenlere inanmayanlar güzel bir akşamüstü Alsancak veya Karşıyakada sahilde çimlere oturanları bir incelesinler. Eğer altında kotu veya şortu üzerinde bunlarla uyumlu düzgün bir penyesi olan biriyle karşılaşırlarsa işte o farklılar topluluğundan farklı olan ama toplumdan farklı olmak için uğraşmayandır diye gururlar göstersinler.

Sıkıştırılmış Hayat

Son zamanlarda patlama seviyesine kadar geldi hayatın beni sıkıştırması. Bir anda o kadar yoğunlaştı ki ne olduğumu, kim olduğumu unuttum. Yapmayı planladığım işleri zorunlu olanlar yüzünden erteler oldum. O kadar sıkıldım ki bu yoğunluktan patlamaya hazır bomba oldum.

Hadi havacılığı seviyorum ehavk’ a bilerek ve isteyerek kaydoldum. Her haftasonu haftaiçlerinden daha erken kalkmaktan, bütün günümü güneşin altında koşarak geçirmekten, yeri geldiğinde övgü yeri geldiğinde yergi duymaktan usanmadım ama. Bunları yaparken yanında dersler yetiştirmekten, ödevlere kafa patlatmaktan, sosyal hayatı ayakta tutmaya çaışmaktan, görev uçuşlarına katılmaya çalışmaktan yoruldum.

Sonuç olarak ne oldu? Bir anda bütün sistem çöktü bu haftasonu ilk uçuşumuz var ancak eğer yarın ve cuma günkü yer eğitimlerinde kendime çeki düzen veremezsem haftasonu herkes uçarken ben aşağıda yer çalışması yapıyor olacağım.

Aynı anda 3 programlama ödevi aldık ve bunlardan ikisini yalapşap, yarım yamalak tamamlayıp az önce gönderdim çünkü sabaha yetişmesi gereken ödevlerdi ve haftasonumu ehavk aldığından ve biraz da dersleri saldığımdan yapamadan kaldım.

3 haftadır görev uçuşlarına katılamadım çünkü yetişmei gerekn ödevlerim, sabah erken kalkılıp yetişilmesi gereken yer eğitimlerim vardı ve ben erken yatmak zorundaydım.

Şimdi sırada vize haftam var ilk vizemiz olan Tarih geçti gitti. İdare de ederdi her zamanki gibi 70 alırım. Ama ya diğer vizeler lisede olduğu gibi baharda salınan dersler o zamanlar olduğu gibi ilk dönem notlarıyla toparlanamaycak çünkü ilk dönem ve ikinci dönem ayrı ayrı dersler işlenmekte. Bahar dönemini kim toplayacak? ehavk kampında çalışılan Fizik-II vizemi kurtarmaya yetecek mi?

Ve son olarak ben bu tempoya ayak uydurabilecek miyim yoksa bu ziplenmiş dönemde bozuk arşiv sonu mu olacağım? O kadar yorgun ve yoğunum ki arkadaşlarım beni göremedikleri için isyandalar. Ben de onları özlüyorum ama bir süre dah aelimden gelen bir şey yok vizelerden sonra tekrar onlara ve kendi işlerime dönmeyi ümit ediyorum. Daha tasarlanması gereken iki site, okunması gereken bir kitap, uçulması gerekn bir tatbikat var.

Vücudum 2-3 hafta daha dayandığı takdirde dinlenme isteğine kavuşacak ancak sorun dayanabilecek mi? Bu belirsizlik beni bitirecek mi yoksa? Bunları zaman gösterecek…

Şimdilik iyi geceler artık bu yorgun vücudu bir nebze dinlendirme zamanı…

Biterken : Teoman – Dursun Dünya

İlham

Otururduk Alsancakta
Denize dalardık.
Başın düşerdi omzuma
Yavaşça…
Dünyanın en narini olurdun o anda
ve kulak kesilirdim dünyaya
Karıncaları dinlerdim
Onlardan bile narindin
Sen benim herşeyimdin.
Kıymetlimdin…

Sevgi sözleri fısıldardım kulağına
Yüzüme bakıp gülümserdim
İşte o an
Dünya dönmesin
Zaman dursun isterdim
Gülümsemen silinmesin
Öylece kalsın dudaklarında
Gülümserken daha hassastın
Korunmaya muhtaç
ve ben gözlerimi dört açardım
Martıları izlerdim
Sesleri ürkütebilirdi seni
Silebilirdi gülümsemeni
Bilirdim…

Sen beni öperdin
Ayaklarım kesilirdi yerden
Gözlerimi açık tutardım
Kuşbakışı izlerdim dünyayı
Yerdeki karıncadan
Gökteki martıdan
Sakınırdım seni
Birtaneydin sen
ve kaybedemezdim seni

Mesajlar gönderirdik birbirimize
Bilgi çağı çocuklarıydık
Çok uzaklardan erişebilirdik birbirimize
Ama yine de
Üzülürdüm ve hatta ağlardım kimi zaman
Kendimi o mesajlarla senin yanına gönderemediğim için
Özlerdim seni deli gibi
Bir baraj misali gözlerimde birikirdi özlemin
Yalnızken geceleri yatağımda
Açardım kapaklarını barajın
Özlemin akardı gözlerimden yastığıma,
yanaklarıma,
dudaklarıma…

Ellerimiz kenetlenirdi
Hiç kopmayacakmışçasına
Senin hep yanımda olacağına güvenirdim
Mecburdum sana
Yanımda değilsen rüyamdaydın
Rüyamda değilsen yanımda
Derdini dinlerdim
Senden fazla üzülürdüm inan
Sen sevinince mutlu olurdum
Her şey sendin hayatımda
Hen an sendin aklımda

Şimdi yoksun sen yanımda
Özleminin yanına hüznün katıldı
Her gece dolup taşıyor gözlerim
Her gece rüyamdasın yine
Rüyamda değilsen hayallerimde
Seni çok özledim desem de
Farkındayım dönmeyeceksin
ve ben günden güne eriyeceğim…

23 Mart 2008 Pazar 00:32

Biterken : Candan Erçetin – Söz Vermiştin

Olasılık Hesabı…

Yıllarca okullarda öğretilmeye çalışıldı hayattaki olasılıklar. “Bir zarın 6 gelme olasılığı kaçtır?” dediklerinde 1/6 demeyi öğrettiler. Çünkü 6 yüzü vardı zarın ve sadece biri yukarı gelebilirdi. Yanlış öğrettiler. Onlar da yanlış biliyordu çünkü bir zarın 6 gelme olasılığı 1/2’ydi her zaman ya gelirdi ya gelmezdi. İki zar olduğun bu durum düşeş ihtimali 1/6 * 1/6 = 1/36 dediler. Yanıldılar yine ya düşeş gelirdi yada gelmezdi. Hayatta her şey iki ihtimalliydi var yada yok, negatif yada pozitif, ölü yada diri…

Bilmezlerdi o ünlü sözü “Bir şeyin ters gitme olasılığı varsa ters gider.” diyen. Bir zarın 6 gelmeme olasılığı varsa gelmezdi mutlaka. Geldiğindeyse o 6 gele olur çıkmazdı kırık yerinden. Ya yaşardı insan yada ölürdü. Ama hangisi işine gelmiyorsa o olurdu her zaman. Ölmek istediği zaman inadına yaşam bulurdu onu ve tam mutluluğu yaşamı bulduğu anda ölüm yapışırdı yakasına…

Olasılık hesabını yanlış yaptık yıllarca, ta ortaokuldan beri. İki ihtimalliydi hayat ve yararsız olan ihtimal geçerliydi her zaman. Oysa biz zarın yüzlerini saydık yıllarca “20 yüzlü bir FRP zarında 1 gelme ihitmali nedir?” dediler. 1/20 dedik bilemedik 1/2 olduğunu onun. Ve eğer kurtaracaksa hayatını karakterin gelmeyeceğini 1 in asla.

Eğer varsa terk edilme ihitmali kesin terk edilirdi insan. Aksine inanmaya çalışsa da zorlasa da kendini. Bir yararı olmazdı bu olasılık hesabında insan faktörünün. Bu fonksiyonun bir parametresi değildi şans…

Eğer yaşamayı seçtiysen hayatta artardı ölme olasılığın, ve eğer küsmüşsen hayata yine de bir şeyler bırakmazdı yakanı. Zımbalardı seni yaşam denen evraklar yığınına. Olasılık hesapları böyle işlerdi evrenin.

Okulda öğretilenler yalandı her zaman hani derler ya “Hayatta başarılı olmak için 40 yıl gerekir 20 si okulda bir şeyler öğrenmek 20 si de öğrendiklerini unutmak için. ” diye. Haklılardı. Her şey yalandı öğretilen; hayatın evrenin gerçekleri, değişkenleri, etkenleri bambaşkaydı. Yıllarca yanlışı öğrendik. Şimdi yine yıllarca o yanlışları sileceğiz. Hayatta başarılı olmak, hayatı sevebilmek için. Ve ardından tam hayatı yakaladık derken ölüm bizi yakalayacak. Çünkü olasılık hesapları böyle evrenin her şey iki ihtimalli artı yada eksi, var yada yok. Ve sadece zararlı ihtimaller gerçekleşir. Ne kadar ararsak arayalım yaşamda mutluluğun sırrını “Aradığımız şey her zaman son baktığımız yerde olacaktır.”

Biterken: Haluk Levent – Beni Biraz Anlasana

Masaüstünde müzik…

Sabit duran masaüstü resimlerinde siz de benim gibi bıktıysanız. Masaüstünüzün müziğinize uymasını istiyorsanız. Aşağıdaki anlatımlar size göre….
Bırakalım masaüstümüz de dansetsin.

Öncelikle hemen hemen her bilgisayarda bulunan MP3 çalarımız Winamp’ı açıyoruz. Pencerenin içinde bir yere sağ tıklayıp Options -> Preferences seçiyoruz. Açılan pencerenin en solundaki ağaç formatındaki tablodan Plug-ins başlığı altında. Visualization kısmına tıklayarak sağ taraftaki listeden MilkDrop u seçip aşağıdan butonuna basıyoruz. Şimdi yeni bir pencerede bu görsel açılmış olmalı. Daha sonra bu görsele sağ tıklayıp seçiyoruz.

Artık danseden masaüstünü izlemekten başka bir şey kalmıyor.

Eğer artık yeter sıkıldım ben bu masaüstündeki saçma sapan hareketlerden diyorsanız. O zaman Winamp penceresinde herhangi bir yere sağ tıklayıp açılan menüden Visualization -> Start/Stop Plug-in e tıklayarak kapatabilirsiniz. Veya aynı yerden tekrar aktif hale getirebilirsiniz.

Biterken : Şebnem Ferah – Bu Aşk Fazla Sana

Asus EEE PC

Evet. Artık buranın teknoloji merkezi haline gelmesinin vakti gelmişti.

Bugün tanıtacağımız ürün Asus EEE PC…

Asusun bu ürünü henüz ülkemize gelmemiş olsa da. Son günlerde adı sıkça duyulmaya başlandı. 200$ civarı beklenen fiyatı, küçük ve çok hafif olması başlıca avantajları arasında.

Bilinen dizüstü bilgisayarlara çok yakın özellikler sunan EEE nin üzerinde kurulu işletim sistemi Linux. 7″ lik ekran boyutu, 1GB a kadar çıkan RAM seçeneği, ve 8GB ı bulan HDD seçeneği.

Ancak HDD her ne kadar desek dahi aslında SSDye sahip bu bilgisayar. Bu bellek özelliği sayesinde çok hızlı, az güç tüketerek ve az ısınarak verilere ulaşım, kullanım, okuma ve yazma imkanı sağlıyor. O kadar ki yapılan yorumlarda bilgisayar açılış süresinin 10 sn. kadar sürdüğü söylenmekte.

0.92 Kg lık ağırlığında da SSD nin payı var. Ayrıca bu derece hafifi olması taşınabilirliğini artırıyor. Boyutlarının küçük olmasının da hem hafifliğindeki hem taşınabilirliğindeki payını unutmamak gerek.

Kablosuz ağlara bağlanabilmesi sayesinde her yerden internete erişim imkanının yanısıra, Ethernet desteği ile kabloyla da internet erişimi mümkün.Günümüzde internetin hayatımızdaki yerini düşünürsek bunlarda elbette çok güzel özellikler.

Ve en son avantajı olarak da sitesinde okudğum kadarıyla “with shock-proof design” yani darbeye dayanıklı tasarım. Her elektronik alette bulunması gereken bir özellik bence.

Dezavantajlarına gelirsek en yüksek modelinde bile sadece 8GB depolama oldukça az. Ancak bunu elbette hemen hemen EEE’nin kendisiyle aynı fiyatta olan bir harici sabit diskle çözebiliriz. Bir başka dezavantajı üzerinde değişiklik yapılıp yapılamayacağı hakkında henüz bilgi yok. Yani bana 1GB RAM az gelir diyen bir kullanıcı kendi RAM leri değiştirme işini yapabilecek mi? Desteklediği RAM miktarı ne kadar? Bunlar şimdilik cevapsız kalan sorular.

Yeni teknolojilerle yeniden görüşmek üzere…

Biterken: Teoman – İki Yabancı

Anladım ki…

Anladım ki.
Bir insanı hayatına sokmak kolay onu oradan çıkarmak zormuş. Kolaymış ilk merhaba dediğin andan başlayarak kazımak onunla ilgili anıları beynine, işlemek onları ince ince. Ve çok zormuş bu işlemeleri silmek oradan, hiç iz bırakmadan.

Anladım ki.
Değer vermemişim kendime başkalarına verdiğim kadar ve çekmişim bunun acısını kendimden çok değer verdiğim beni bırakıp gittiği andan beri.

Anladım ki.
Anılar sadece beynime, kalbime değil; her köşesine kazınmış İzmirin, Alsancağın her taşına, Agora’nın yürüyen merdivenlerine, İnönü Caddesine, 86’lara… Her birinde tek tek anladım ki hayatımın en derin yerlerine koymuşum seni. Her daim ulaşabildğim ama benden başkasının ulaşamadığı yerlere.

Anladım ki.
BAL ın her köşesinden çıkmış İzmire yayılmışsın sen. Her adımda aklımda belirmek için. Metroda okula giderken veya okuldan dönerken; Şirince gezisi dönüşü, 86’da derse yetişirken; elimize gri boya bulaşması körükteki direkten, Kordonda; güneş altında oturmamız saatlerce ve günlerce kollarımın kıpkırmızı kalması, Agora’da; oyuncak seçişimiz, Taz’la oynayışımız. İzmirin her köşesine yayılan hatıralar.

Anladım ki.
Sana kendimden fazla değer vermişim ben. Hani bir şarkı söz der ya ” Bana o kadar yakındın ki seni ben sandım.” o kadar yakın tutmuşum seni kendime. Sen gittiğinde kendimi boşlukta bulmuşum. Çünkü sen gittikten sonra ben artık yokmuşum. O kadar inanmışım ki sana seni kendi yerime koymuşum, sen gidince beynimden vurulmuşum. Kuru bir yaprak gibi savrulmuşum.

Anladım ki.
Sen beni unutmuşsun ama ben seni hala deliler gibi seviyormuşum. Tekrar Egem demek için yanıp tutuşuyormuşum.

Biterken : Sezen Aksu – Kalbim Ege’de Kaldı

Veee Finaller…

Ege’de normalin üzerinde bir sessizlik hakim lakin bu sessizliğin aksi nispette bir hareketlilik sürüyor. Kalemlerin kağıtların üstünde kayarken çıkarttığı cızırtı dışında arada gelen oflama sesleri birilerinin varlığının kanıtı sanki. Bomboş bölüm koridorlarında hayatın tek kanıtı bu sesler…

Normal ders işlendiği dönemlerde dahi ancak bir kaç kişinin bulunduğu koridorlar şimdi bomboş… Sınıflarsa hiç olmadığı kadar dolu. Bunun yek sebebi de dönem sonu imtihanlarının başlaması. Kağıtların üzerine yoğunlaşmış bir kaç yüz göz sürekli kağıdı soldan sağa arşınlıyor. Bir yandan da çalışan beyinlerin sesi duyulacak kadar yoğun.

İmtihan bitti duyurusu yapılır yapılmaz bir anda sınıflar boşalıyor ve bu sefer koridorlar dolup taşıyor. Bağırmalar içinde bir grup talebe binanın dışına çıkıyor. Temiz havanın huzuru yerine Bornovanın soğuğu kamçılıyor sınıfta sıkıntıdan sıcak basanları.

Şimdi sırada iki gün sonraki imtihan için hazırlanma dönemi var. Neyse ki imtihan iki gün sonra da son gece çalışmadık diyebilecek kadar iyi durumdalar.

Biterken: Haluk Levent – Uçak Yaparım…

Design a site like this with WordPress.com
Get started