Doğaya Sponsor Aranıyor

Merhaba,

Bu sabah şirkette kahvaltı ederken televizyonda izlediğim haber dikkatimi çekti. Haberi paylaşarak bir nebze de olsa konuyu yayabileceğimi ve belki de bu şekilde yardımcı olabileceğimi düşündüm. Eğer paylaşırsanız sevinirim.

http://www.egedesonsoz.com/haber/100-ton-ilac-imha-ettiler-destek-bekliyorlar/800388

Konser İzlenimleri

Geçtiğimiz Cuma akşamı Turkcell Kuruçeşme Arenadaki Leman Sam, Şevval Sam ve Şehnaz Sam konserine gittik, dört arkadaş. Öncelikle biraz ulaşımdan bahsedersem.

Staj yaptığım yer olan Turkcell Teknolojinin Kadıköy servisine binerek boğa heykelinde indim. Oradan Kadıköy Rıhtımda diğer arkadaşlarla buluşup atıştırdık ve ardından Dentur firmasının vapuruyla doğrudan Kadıköy – Kuruçeşme Arena güzergahına gittik. Konser/etkinlik olduğu zamanlar Dentur çeşitli iskelelerden doğrudan Kuruçeşme Arenaya servis yapıyor. Kadıköyden tek gidiş 5TL, diğer iskeleler de yakınlığa göre değişiyor. Dönüşte Taksime gidecektik ama taksi bulmakta ciddi sorun yaşadık. İstanbulun taksicileri biraz tok, -ya da aç mı demeli bilemedim- yakın mesafeye yolcu almıyor. Çok para getiren yolcuyu istiyor. (ki yakın mesafe dediğimiz yere 15TL taksi parası ödedik.)

Kuruçeşme Arena gerçekten güzel düzenlenmiş bir yer içinde çeşitli standlar cafe-bar tarzı bir kaç yer ve bir adet restaurant tarzı birim bulunuyor. Tribünlerin sahneye uzaklığı çok değil ama yine de ayakta sahne önü aldığımız iyi oldu. Hem en ucuzu hem de en yakını oydu 🙂

Gelelim konsere, konser bir slayt gösterisi ile başladı. Orada gördüm ki Şevval Samın tipi üç yaşındayken de aynıymış. “Bir insan hiç mi değişmez?” diye düşünmemek elde değil.

Ardından Sam ailesi sahnede yerini aldı. Doğrusu aile konserleri hoşuma gidiyor. Daha önce de apayrı bir Sam ailesinin konserine gitmiştim. (Dr. Hulusi Sam ve oğulları Anıl Sam ile Ozan Sam dan oluşan konser ekibinin adı da “Oğullarım” idi.) Bu tarz aile konserleri kesinlikle samimi oluyor ve izlemesi de dinlemesi de eğlenceli geçiyor.

Konserde bir de hiç görmediğimiz yönlerini gördük onların. Şevval Samın yaptığı üflemeli enstrüman taklitleriyle Zaz – Je Veux u söylemeleri gibi. Açıkçası Şehnaz Sam adını ben ilk defa duydum ama ilk defa duyduğuma da pişman oldum.

Müzik tarzı olarak ailenin biraz dışında kalıyor. Söylediği rock müzikler ve çaldığı bateri ile bizi -en azından beni- kendisine hayran bıraktı. Kendisine buradan bir teşekkürü borç biliyorum ve adını daha önce duymadığım için de özür diliyorum. Dinlemeye değer bir insan.

Konser genel olarak çok güzel geçti gerçekten. Kuruçeşme Arenanın bir güzelliği de denize nazır olması bu bazı fırsatçıların da işine geliyor. Konser sırasında kocaman pankartlarla reklam geçişleri yapan tekneler vardı. 🙂 Doğrusu güzel bir yöntem. Bundan sonra Kuruçeşme Arena’da sevdiğim birinin daha konseri olursa kaçırmamaya çalışırım çünkü ortam güzel, konser güzel. 🙂

Sonuç olarak konser gecesinden memnun kaldık, konser ise beklenenin üzerindeydi.

Youtube Remote

Meraklısı bilir Youtube un yeniliklerini deneyebileceğiniz bir kısmı var. Adı testtube, adresi www.youtube.com/testtube buradan yeni arayüzü deneyebilir, geliştirdikleri teknolojiler görebilirsiniz. Bir göz atmaya değer.

Daha önce de youtube.com/disco yu kullanıyordum müzik dinlemek için fizy nin yanı sıra. Seçtiğiniz şarkı ya da şarkıcıya benzer müzikleir otomatik olarak listeye ekliyor ve çalıyordu. Şimdi Youtube Leanback diye bir hizmete başlamış. Fizy mood gibi tam ekranda videoları oynatıyor ve aramanıza benzer sonuçları listeye ekleyerek, güzel bir müzik deneyimi sunuyor. “Eee youtube remote diye başlık attın. Ayrı şeyler anlatıyorsun?” dediğinizi duyar gibiyim. Gelelim konuya…

Youtube Remote bir Android uygulaması, Leanback ile beraber çalışmak üzere programlanmış. Bu sayede youtube.com/leanback adresine bağlı olan bilgisayar/Internet TV yi uzaktan kontrol edebiliyorsunuz.

Bu sayede bilgisayarınız bir youtube televizyonuna, Android işletim sistemli cep telefonunuzda bir uzaktan kumandaya dönüşüyor. Önceki/sonraki video, ses açıp kısma, duraklatma devam etme düğmeleriyle Youtube videosu için gereken bütün fonksiyonlar elinizin altında. Ayrıca çalma listeleriniz, videolar arasında arama, arama sonuçlarından veya çalma listelerinizden anlık yeni bir çalma listesi oluşturma ve onu çalma gibi işlevleri de mevcut.

Geçtiğimiz günlerde FB durumumda yazdığım gibi yakın durulması gereken ve gelecek vaat eden bir teknoloji. Youtube Remote beta. Şimdilik tek gereksiniminiz bir Android telefon ve Youtube/Google hesabı.

Duyuru

Merhaba,

Bundan sonra bu sayfalarda yani http://www.canbu.info/blog adresi altında sadece blog yazılarımı bulacaksınız. Bütün yazılım projelerimi, hakkımda sayfasını, Java Dersleri gibi kalıcı yazılarımı bir süre önce açtığım kişisel web sitem olan www.canburaktumer.com adresinde yayınlamaya devam edeceğim.

Bunun dışında artık http://www.canbu.info adresine girdiğinizde orada kişisel sayfamla karşılaşmayacak doğrudan buraya yönlendirileceksiniz. Eğer uzun zaman verdiğim aralardan sonra orada bir yerde hala bir takipçim varsa haber vermek iyi olur diye düşündüm.

Hocam.com

Hocam.com bir süre önce açılmış bir sosyal platform. Üniversitelilere kapılarını açan bu platformun karşılama mesajı da : “Türkiyenin en fazla ziyaret edilen üniversite sosyal ağına hoşgeldiniz.”, sloganı ise “Bazıları sosyal sever.”

Aslında bu iki cümle de gayet iyi açıklıyor hocam.com un amacını. Üniversiteliler için bir sosyal platform oluşturmak. Peki facebook varken neden hocam.com olmalı? Çünkü bazı artıları var. Bunlardan bence en önemlisi facebookta da rivayet olarak çok dolaşan profiline kimlerin baktığını ve kaç kere baktığını sana gösteren “Kim Bakmış” uygulaması. Yanı sıra HP kısaltmasıyla geçen HocamPuan da insanları buraya bağlamanın bir başka yolu.

Ve tabi bir de sadece gençlerden oluşan bir grubun neşesi, enerjisi ve cıvıl cıvıl olması durumu var.

Bir süredir bütün sınıf arkadaşlarımın takıldığı bu siteye ben de arkadaş ısrarıyla üye olmuştum aşağı yukarı 6 ay olmasına rağmen (belki daha da fazla) hala sıradaki yerim 45binlerden sıfıra inmediği için artık sıraya kaynak yapmanın vakti geldi diye düşündüm. Evet, kaydolur olmaz siteye giremiyorsunuz sizi bir kuyruğa ekliyorlar ve zaman içinde sıra geliyor. Ancak sıraya kaynak yapmak da mümkün, bunun için Hocam Dükkandan ürün alabilir, içerideki bir arkadaşınızdan biriktirdiği 50000 HP karşılığı sizi içeri almasını isteyebilir ya da benim yaptığım gibi blogunuzdan bir yazıyla reklam yapabilirsiniz 😀

Eh bekledim bekledim sıra gelmedi. Artık kaynak yapmanın vakti gelmişti diyerek bu yazıyı kaleme aldım. Umarım hocam ille ilgili az da olsa bilgi veren bir yazı olmuştur. Daha fazlasını tam üye olmadığım için ben de bilemiyorum. Önümüzdeki günlerde görmek üzere 🙂

DHV Testleri hakkında

Gelişen teknoloji ile beraber yamaç paraşütü dünyası da büyük bir ilerleme kaydetti. Bu konuda zaten herkes hem fikir. Öyle ki artık kanatların performansları gittikçe ilerlerken güvenlikleri de artıyor. Peki bu gelişmeleri hala eski nesil testler ile ölçebilir durumda mıyız?

Demek istediğim şu örneğin Ozone Rush 3 testlerinin büyük bir kısmından EN A alıp, üç ya da dört başlıktan EN B aldığı için EN B olarak değerlendirilmiş bir kanat. Bu çok doğal testlerde bir tane bile EN B sonucu olsa bir kanada B verilmeli. Bu durumda eski nesil değerlendirme ile testlere bakan biri bu kanadın EN A ya yakın yani performansı başlangıç seviyesine uygun bir kanat olarak değerlendirebilir. Ancak bu kanadın performansı çok daha yüksek ve başlangıç veya başlangıçtan yeni çıkmış bir pilot bu kadar aktif bir kanadı tutmakta zorlanabilir. Hatta dönüşlerini kontrol edemeyebilir.

Aynı şekilde şu anda kullandığım Gin Sprint de fren basıncı ve dönüşlerdeki keskinliği açısından testlerinin çoğundan EN A almış olsa bile performans olarak EN A yı hiç hak etmediğini söyleyebilirim. Bu sebeple bence artık DHV güvenlik testlerinin yanı sıra artık bir de performans testleri devreye sokulmalı. Kanatların dönüş keskinliği, ağırlık transferine tepkisi, kalkış kolaylığı, fren basıncı, stall hızı, maksimum hızı gibi konular da ele alınmalı. Böylece kanada sadece güvenlik değil performans açısından da bir sertifikasyon verilmeli.

Eskiden olduğu gibi performans arttıkça, güvenlik azalır yaklaşımı her geçen gün doğruluk payını kaybediyor. Artık güvenlikten ödün vermeden performans artabiliyor. Öyle ki EN C performansı sergileyen bir kanat güvenlik testlerinin çoğundan EN A bir kısmından ise EN B alarak güvenlik testlerini inceleyen biri tarafından “Bu kanat iyiymiş, hazır başlangıç eğitimimi tamamlamışken kendimi geliştirmek için iyi bir kanat olabilir.” düşüncesine yol açabilir. Bu kişinin soaring uçuşu ise onu bir felakete sürükleyebilir -fazlaca dalan bir dönüş yaparak-

Şu an için performans testi olarak sadece internette daha önceden bu kanat ile uçuş yapmış pilotların yorumlarına erişebiliyoruz. Oysa test pilotları tarafından yapılmış bir performans yorumu çok da doyurucu ve bilgilendirici olacaktır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki DHV / Acpul veya EN güvenlik testleri olmalarına rağmen test manevraları genel olarak kapanmalardan çıkışı ve bu çıkışlardaki tepkileri ölçmek üzere tasarlanmıştır. Oysa ki bir kapanmanın çıkışı kadar oluşması süreci de kanadın güvenliğinde önemli bir yer taşır. Hatta çıkışından daha önemli olarak kabul edilebilir. Çünkü kapanma olmazsa çıkışı da olmaz 🙂

Kapanması daha zor olan bir kanat yenilenecek güvenlik testlerinden daha güvenli olduğuna dair raporlar alabilir. Açılış tepkisi de tabi ki değerlendirilmeli ve ikisi de eşit şekilde göz önünde bulundurulmalıdır. Her ne kadar bir kanat kapanmaları çabuk ve az kayıpla tolere edebilecek yeteneğe sahip olsa da en ufak bir türbülansta dahi kapanıyorsa bu durumda o kanadın güvenlik testlerinden EN A alması biraz absürd olmalıdır. Ayrıca sürekli kapanan bir kanadın performansı da daha az kapanma yaşayan bir kanattan daha düşük olacaktır.

Sonuç olarak benim şahsi kanaatim artık güvenlik testlerinin değişen teknoloji ile beraber yenilenmesi ve yanına bir de performans testlerinin eklenmesi gerektiği yönündedir. Böylece güvenliği yüksek ve performansı da yüksek kanatları doğru pilotların seçmesi, yüksek güvenlikli ve daha düşük performanslı kanatların da doğru pilotlar tarafından seçilmesi sağlanacaktır. Umarım ilerleyen günlerde bu yönde de gelişmeler görürüz ve uçuş keyfimiz her geçen gün artar.

İnişlerinizin kalkışlarınıza eşit olması dileğiyle.

TTech

Eh bir ay bittikten sonra iyi kötü gözlemlerimizi yazalım bizde. Blog tutan herkes şimdiye kadar yazısını çoktan yazdı da yazıların üzeri tozla kaplandı bile. Sıra artık bende.

Her şeyden önce çalışanına, insana değer verdiğini hissettiriyor Turkcell Teknoloji. Her soruna bir çözüm aranıyor. Çalışanının rahat etmesi sağlanıyor. Söz konusu stajyer olunca işler bir nebze değişiyor. Ancak onlara da hak vermek lazım bazı yerlerde. Bazı çalışanların stajyerleri hor gören tavırları ise sadece itici ve saçma olarak değerlendirilebilir. Neyse ki geneli böyle değil sadece küçük bir grup var. Biz stajyerleri hor görüp, neredeyse nefret eden. Genel kesim ise güler yüzlü ve yardım sever.

Gelelim geçen bir ayda neler yaptık konusuna. İlk üç gün  ben ve sınıf arkadaşlarım mezuniyet törenimiz sebebiyle izinliydik. Bu sebeple oryantasyon ve yazılım süreçleri eğitimine katılamadık ve haftanın son iki gününü departmanlarımızda takımımızla tanışıp, neler yaptıklarını ve neler yapacağımızı öğrenerek geçirdik.

Birinci hafta cuma günü bir ER diagram çizme görevi verildi bana. İlk ve ikinci hafta iş olarak sadece onunla uğraştım. Çünkü ikinci hafta çok yoğun bir eğitim süreci vardı. Intro to Oracle ve Intro to Java eğitimleri ikinci haftanın tamamını sabahtan akşama meşgul etti. Gerçi ben Intro to Java dan Gürcan Abi sayesinde muaf olduğum için şanslıydım.

Üçüncü hafta üzerinde çalıştığımız veritabanı için PL/SQL de script geliştirmeye başladım. İki haftalık deadlineı olan scripti iki gün içinde bitirince yenisine de başladım onun da üç hafta süresi var ki şu anki durum onun bu üç haftayı hak ettiği yönünde. 🙂

Sosyal yaşam kısmına gelirsek burası bir cennet diyebilirim. Sosyal yaşamı desteklemek ve çalışanı rahatlatmak için her ayrıntı düşünülmüş gerçekten. Bugünlük bu kadar belki ileride yeni yazılarda gelir bu konuda.

İyi geceler.

Bekar Mutfağı -1 : Nohutlu Pirinç Pilavı

Kimileri pirinç pilavının zor bir yemek olduğunu, kıvamını tutturmanın zor olduğunu söyler aslında kolay yemeklerimizden biri. Pirinç-su dengesini tutturduktan sonra hiç bir sıkıntısı yok. Bu da biraz pirinci tanımaya kalıyor. Yani baldo, kırık, pilavlık vs. gibi çeşitlerin hepsi farklı miktarlarda suya ihtiyaç duyar bu da yemeği bozabilir yanı sıra pirincin markası bile etkili olabiliyor.

Gelelim yemeğimize, önce malzeme listesi : (bekar mutfağı olduğunu unutmayın, konserve gıda ve gerçek domates yerine salça kullanımı had safhada)

– 1,5 su bardağı pirinç (1 kişiye 3 öğün yetiyor genelde)
– 1 su bardağı nohut (konserve)
– sıvı yağ
– tuz
– 2 su bardağı su

Tarifi:

Öncelikle pirinci mümkünse ılık veya sıcak suda yaklaşık 20 dakika ıslatıyoruz. Daha açık anlatmak gerekirse pirinci derince bir tasa koyup, üzerine de örtecek kadar ılık veya sıcak suyu koyup 20 dakika kadar bekliyoruz. Bu arada konservemizden çıkardığımız bir su bardağı nohutu da bol suyla yıkıyoruz. (zira bazı konserveler bol tuzlu olabiliyor) Ardından pirinci süzüyoruz. Tencereye kafi miktarda yağı ve tuzu koyup yağın ısınmasını bekliyoruz. Ardından suyu süzülmüş pirincimizi içine ekleyerek kısa bir süre kavurur gibi çeviriyoruz. (teflon tencere kullanıyorsanız çizmemek için tahta kaşık kullanın.) Pirincimizi bir kaç tur çevirdikten sonra üzerine suyu ve nohutu ekliyoruz. Arada bir dibi tutmasın diye karıştırmak dışında bir müdahale etmeden yüksek ateşte suyun kaynamasını bekliyoruz. Unutmamanız gereken bir nokta da sürekli karıştırmamak. Sürekli karıştırdığınız takdirde lapa gibi olacağı söylentileri var ben hiç denemedim. Su kaynadıktan bir süre sonra bir kısmı pirinç ve nohut tarafından çekilecek bir kısmı ise buhar olup gidecek. İşte o arada pilavın yüzeyinin annemin deyimiyle göz göz olduğu bir kısım var. Bir nevi ayın yüzeyine benziyor pilavın yüzeyi kraterli kraterli. İşte o yapıya sahip olduğunda pilavın altını söndürüp, kapakla tencere arasına sıvıyı emecek bir şey (gazete, kağıt havlu, temiz bir bez) koyup kapağını kapatarak demlenmeye bırakıyoruz. Yaklaşık 15-20 dakika sonra pilavımız mis gibi yenmeye hazır oluyor. Demlenme süresince tencerenin kapağını gereksiz yere açmanın da pilavı bozduğunu duymuştum ama ben denedim bir şey olmuyor. 🙂 Pilav aynı pilav…

Not:  Nohutsuz yapmak isterseniz tarif tamamen aynı sadece su miktarı her bir bardak pirinç için bir buçuk bardak olacak. Bu arada ölçümleri aynı bardakla yapmayı unutmayın. 🙂 Sonra hesap şaşmasın.

Geri Döndüm

Aylar süren yokluktan sonra yeniden bloguma dönüyorum.

Bu belki üçüncü ya da dördüncü ortadan kayboluşum farkındayım ama bu sefer yazılarımın kesilmemesini diliyorum. Ne de olsa artık ders yoğunluğu kalmadı gibi bir şey. Mezuniyete henüz bir yıl var ancak dersler konusunda fazlasıyla rahat olacağım bir yıl. Bundan sonra size aşağıdaki konularda düzenli olmasa da haftada bir ya da iki yazı yazacağıma inanıyorum.

1- Bekar mutfağı : İtalyaya giderken bunu yapmaya karar vermiştim ama orada yapamadım. Artık başlıyorum kendi yaptığım basit yemeklerin tarifleri olacak bu kategoride. Belki birilerinin işine yarar. 🙂

2- Turkcell Teknoloji : Şu anda stajyeri olduğum Turkcell Teknolojiye başvuru süreci, kabul edilme, Turkcell Teknolojide çalışma hayatı ve sosyal hayat gibi konulara zaman içinde değineceğim.

3- Android : Google Android üzerinde geçtiğimiz eylülde küçük küçük çalışmaya başlamıştım. Artık işleri daha ciddileştirme vakti. Geliştirdiğim yazılımlar, karşılaştığım sorunlar ve bulabilirsem çözümleri hakkında bu kategori altında yazacağım.

Aslında bu akşam da Android çalışmak istiyordum ama bloguma dönmenin vakti olduğuna karar verdim.

Bu konular dışında tabi ki yine genel kategoride de yazılarım geliyor olacak. 🙂 Zamanında Oya Başarın söylediği gibi “Beni bekleyin anacııım.”

Göçebe

Son günlerde bir göçebeyi andıran hayat yaşıyorum resmen. İtalyadan geldiğimden beri düzenli bir yaşama kavuşamadım. Bu zaten yazı yazma sıklığıma da gayet belirgin bir biçimde yansıdı.

Ama son bir haftamda bile sadece bir gece evde yatağımda uyudum. Şu anda da bir arkadaşımın evinde bir yandan final sınavlarına hazırlanırken bir yandan benim staj için gereken projemi tamamlıyoruz. Bundan önce başka bir staj görüşmesi için İstanbula gidip döndüm.

İtalyadan dönmenin benim için yerleşik hayata geçiş anlamına geleceğini zannederken yine sırtımda çantam ve eşyalarım sağda solda gezgin hayatı yaşamaya devam ediyorum. Biraz sıkıntılı bir durum aslında sıcak bir evin seni beklediğini bilerek yolda kaybedilen vakitten kazanmak ve arkadaşlarla beraber daha iyi çalışabilmek için gezgin hayatı yaşamak. Biraz daha iyi bir gelecek için sağda solda staj mülakatlarına oradan ders çalışmalarına koşmak.

Yine de erasmustan dönerken yolları özleyeceğimi düşünüyordum. Ancak gördüm ki yolları özlemem için hiç bir sebep yokmuş. Yolların içindeyim hala bitmeyen yolculuk devam ediyor. Kendimi sürekli “Şu iş bitsin rahat edeceğim.”, “filanca proje bitsin huzura kavuşacağım.” diye teselli etsem de sanırım mezuniyete kadar bu tempo böyle sürüp gidecek ve sonrasında da iş hayatında belki bundan biraz daha az yoğun ama daha stresli günler başlayacak.

Şu günlerin değerini bilmek ve bugünlerden keyif almak için elimden geleni yapıyorum aslında. Yine de keyif almaktan öte bir şeyler yapmam gerekiyor kendi geleceğim için. Onun için çabalamak da biraz yoruyor ve biliyorum ki zamanla daha da çok yoracak. Her şeye rağmen göçebe hayatımdan zevk alıyorum ve sene başında masaüstü bilgisayar ve dizüstü bilgisayar almak arasında verdiğim kararın doğruluğu konusunda kendimi tebrik ediyorum.

Create your website at WordPress.com
Get started